Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Atatürk’ün Erdoğan’ın Siyasetine Bakışı

Resim
Atatürk’ün Erdoğan’ın Siyasetine Bakışı Atatürk bugün hayatta olsaydı, muhtemelen Erdoğan’ın kendisini nasıl tanımladığına değil, ortaya koyduğu sonuçlara ve icraatlarına daha fazla dikkat ederdi. Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü siyasette bir siyasetçinin tarihî bir şahsiyet hakkında söyledikleri, her zaman o şahsiyetin geride bıraktığı gerçek mirasla örtüşmez. Erdoğan yıllardır Atatürk’ü Türkiye tarihinden silemeyeceğini biliyor. Atatürk yalnızca bir cumhurbaşkanı veya askerî komutan değildi; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve adı ile kimliği cumhuriyetçilik ve laiklikle ayrılmaz biçimde bütünleşmiş bir siyasi hareketin lideriydi. Bu nedenle Erdoğan ile Atatürk arasındaki farklılıkları birkaç cümleyle ifade edilen kişisel saygı veya saygısızlık meselesine indirgemek mümkün değildir. Asıl mesele daha derindir: Erdoğan, Atatürk Cumhuriyeti’nin hangi yönlerini kabul ediyor ve hangilerini değiştirmeye çalışıyor? Bu farkı anlamak için günümüz siyasetçilerinin Atatürk hakkındaki yorum...

Tarih, Müslüman Ülkelerin Sessizliğini Unutmayacak

Resim
Tarih, Müslüman Ülkelerin Sessizliğini Unutmayacak Tarih defalarca göstermiştir ki hiçbir düşman, tek başına bir milleti ya da bir bölgeyi yenemez. Duvarlar yıkılmadan önce içeride çatlaklar oluşur. Dışarıdan gelecek bir saldırıdan önce ise ihmal, bölünme ve sorumsuzluk tehlikenin önünü açar. Düşman her zaman sınırların ötesinde beklemez. Bazen en büyük fırsatları, kendi zayıflıklarımız, iç bölünmelerimiz ve yanlış kararlarımız yaratır. Koruyucuları evi korumak yerine birbirleriyle rekabet eden bir ev, er ya da geç tehlikeye teslim olur. Milletler de bundan farklı değildir. Bir ülkenin veya bölgenin çöküşü her zaman doğrudan bir düşman saldırısıyla başlamaz. Bazen asıl kırılma noktası, iktidar sahiplerinin tarihsel sorumluluklarını unutmasıdır. Ortadoğu'nun Tarihsel Trajedisi Ortadoğu bugün büyük bir tarihsel trajedinin bedelini ödüyor. Bir zamanlar medeniyetin, bilimin, ticaretin ve kültürün önemli merkezlerinden biri olan bu bölge; yıllardır süren savaşların, siyasi bölünmelerin ...

Kanada Hükûmeti: Dünyaya Cömert, Kendi Halkına Kayıtsız

Resim
Kanada Hükûmeti: Dünyaya Cömert, Kendi Halkına Kayıtsız Kanada hükûmeti bugünlerde kendi vatandaşlarının sesinden çok, uluslararası kuruluşların alkışlarını duyuyor gibi görünüyor. Neredeyse her birkaç haftada bir, başka bir ülkeye milyarlarca dolarlık yardım yapılacağına dair yeni bir açıklama geliyor. Sanki bu hükûmetin en önemli görevi, kendi halkının sorunlarını çözmek değil de dünyanın sorunlarını çözmekmiş gibi. Oysa devlet binalarından çıkıp insanların gerçek yaşamına girmek yeterlidir. Orada artık güzel sloganlar yoktur. Kirasını ödeyemeyen aileleri görürsünüz. Belki de hayatları boyunca hiç ev sahibi olamayacaklarını düşünen gençleri görürsünüz. Bir ömür çalıştıktan sonra faturalarına ve sağlık giderlerine endişeyle bakan yaşlıları görürsünüz. Gıda bankalarının önündeki kuyruklar her geçen gün uzuyor ve tam zamanlı çalışan binlerce insan bile hayatını sürdürebilmek için gıda yardımına ihtiyaç duyuyor. İşte bu, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olduğunu iddia eden Kanada...

İnsanların Arasına Duvarı Siyaset Ördü

Resim
  İnsanların Arasına  Duvarı Siyaset Ördü Avrupa'da bir çocuk öldürüldüğünde dünya yas tutuyor. Medya günlerce bunu haber yapıyor, siyasetçiler açıklamalar yayımlıyor ve kamuoyu harekete geçiyor. Ancak Orta Doğu'da, Afrika'da ya da çoğunluğu Müslüman olan diğer ülkelerde binlerce çocuk savaşın yıkıntıları altında hayatını kaybettiğinde, dünyanın büyük bir bölümünde hayal kırıklığı yaratan bir sessizlik hâkim oluyor; sanki bazı insanların hayatı diğerlerinden daha fazla haber değeri taşıyormuş gibi. Bu durum, insanlığın vicdanı önüne derin bir soru koyuyor: İnsan hayatının değeri eşit midir, yoksa onun değerini siyaset mi belirliyor? Ben sıradan insanların birbirine düşman olduğuna inanmıyorum. Düşmanlığı körükleyen siyaset ve devletlerdir. Yıllardır siyasi güçler korku, savaş, propaganda ve çifte standart diliyle milletlerin arasına duvarlar ördüler. İnsanlara, birbirlerini tanımak yerine birbirlerinden korkmayı öğrettiler. Bir kişi İslam adına suç işlediğinde, milyonlarca ...

Güçler Dünyasında Adaletin Ölümü

Resim
                           Güçler Dünyasında Adaletin Ölümlü Dünya her gün insanlardan hukuka saygı göstermelerini talep ediyor. Devletler insan haklarından bahsediyor, uluslararası örgütler adaleti savunuyor ve dünya liderleri defalarca kimsenin hukukun üstünde olmadığını vurguluyor. Ancak bu ilke gerçekten herkese eşit olarak uygulanıyor mu? Elbette hayır. Kasım 2024'te Uluslararası Ceza Mahkemesi, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar suçlamasıyla tutuklama emri çıkardı. Bu suçlamalar, Birleşmiş Milletler ve insani yardım örgütlerinin raporlarına göre yüz binlerce insanın ölümüne, Gazze'nin büyük bölümlerinin yıkılmasına, hastanelere, okullara ve mülteci kamplarına tekrar tekrar saldırılara ve milyonlarca insanın açlık, evsizlik, su ve ilaç eksikliğiyle karşı karşıya kalmasına neden olan Gazze Savaşı ile ilgili. Enkaz altında ölen binlerce çocuk, cansız bedenlerini kuc...

Bazı insanlar neden değişiyorlar?

Resim
Bazı insanlar neden değişiyorlar? İnsanlara ilerlemelerinin önündeki en büyük engelin ne olduğunu sorarsanız, çok farklı cevaplar alırsınız: yoksulluk, fırsat eksikliği, ayrımcılık, yetersiz eğitim ya da sadece kötü şans. Ancak belki de daha derin, daha az fark edilen ve kendi içimizde saklı olan başka bir engel vardır:  esneklik eksikliği. Biz insanlar gerçekten ilginç varlıklarız. Bazılarımız evimizi, işimizi, yaşadığımız şehri, hatta ülkemizi değiştiririz; fakat bazen tek bir yanlış inancı bile terk etmeyi reddederiz. Yıllarca aynı düşüncelerle yaşar, aynı hataları tekrar eder ve aynı sonuçlardan yakınırız; ama kendimize şu soruyu sormayız:  "Acaba sorun benim düşünce biçimimde olabilir mi?" Birçoğumuz değişmenin kimliğimizi kaybetmek anlamına geldiğine inanırız. Oysa değişim, canlılığın bir göstergesidir. Nasıl ki doğa her mevsimde renk değiştiriyorsa, biz de gelişmek ve olgunlaşmak için yeni koşullara uyum sağlamalıyız. Rüzgârda kolayca eğilen bir ağaç çoğu zaman ayakta ...

Her telefon görüşmesi özlemden kaynaklanmaz

Resim
Her telefon görüşmesi özlemden kaynaklanmaz Bazı insanlar sizi özledikleri için aramazlar. Onlar sadece kendi yüklerini boşaltmak için sizi ararlar; sizin söylediklerinizi dinlemek için değil. Her telefon görüşmesi özlemden doğmaz. Her “Nasılsın?” sorusu gerçek bir ilgiyle sorulmaz. Bazen insanlar sadece zihinsel ve duygusal yüklerini bırakacak daha iyi bir yer bulamadıkları için sizi ararlar. Sizi gerçekten değer verdiğiniz için seçmezler; sizi seçerler çünkü susacağınızı ve onları dinleyeceğinizi bilirler. Sorunlarından, tartışmalarından, başarısızlıklarından ve sevmedikleri insanlardan bahsederler. Saatlerce konuşabilirler, ancak hiçbir zaman “Sen nasılsın?” diye sormazlar. Bunu sorsalar bile, çoğu zaman bu sadece bir nezaket cümlesidir. Cevabınızı gerçekten beklemezler. Siz daha ilk cümlenizi tamamlamadan konuşma yeniden onların hayatına döner. Ve siz onları aradığınızda, birkaç kısa sözle konuşmayı hemen bitirirler. Bu artık dostluk değildir; bu, başka bir insanın duygusal kapasit...

Şeytan Var Olmasaydı, İnsan Yine de Günah İşler miydi?

Resim
Şeytan Var Olmasaydı, İnsan Yine de Günah İşler miydi? İnsanlar günah hakkında konuştuğunda, çoğu zaman bilinçsizce şeytanı düşünür; sanki bir kişinin yaptığı her yanlışın arkasında onun izi varmış gibi. Peki ya şeytan hiç yaratılmamış olsaydı? Dünya tamamen temiz ve günahsız bir yer mi olurdu? Yoksa şeytan olmasa bile insanlık yine de günaha giden yolu bulur muydu? İslam'a göre şeytanın insanı günah işlemeye zorlayacak bir gücü yoktur. O yalnızca vesvese verir; son karar ise insana aittir. Kur'an da birçok ayette şeytanın kimseyi günaha zorlayamayacağını, sadece çağrıda bulunduğunu; kabul etmenin ya da reddetmenin insanın kendi seçimi olduğunu vurgular. Eğer durum böyleyse, günahın kökenini başka bir yerde aramak gerekir. İnsan, şeytanın vesvesesiyle karşılaşmadan önce kendi içindeki arzularla yüzleşir: kibir, kıskançlık, hırs, öfke, şehvet, bencillik ve güç tutkusu. Bu duygular kontrol altına alınmadığında, hiçbir vesvese olmasa bile insanı doğru yoldan saptırabilir. Belki de...

Azerbaycan'ın Yağmacı Hükûmeti

Resim
Azerbaycan Cumhuriyeti: Görünen İstikrarın Ardındaki Gerçek Azerbaycan Cumhuriyeti, zengin doğal kaynaklara, stratejik bir coğrafi konuma ve kendisini İslami değerlerle tanımlayan bir yönetime sahip bir ülkedir. Ancak insanların günlük yaşamına yakından bakıldığında, çok az kişinin dile getirmeye cesaret ettiği bambaşka bir gerçek ortaya çıkmaktadır. Azerbaycan yönetimi görünüşte İslamidir; fakat ne kendisi dine sağlam temellerle bağlıdır ne de halkın dinle gerçek bir bağ kurmasına imkân tanımaktadır. Din, bu ülkede siyasi bir araç hâline gelmiş; halkın malını ve haklarını kendi adına kullanan sert ve baskıcı bir düzeni gizleyen bir örtüye dönüşmüştür. Halkın servetini kendi kasasına aktaran bir yönetim, adeta bir oyunu andırmaktadır. Evet, Azerbaycan yönetimi  Monopoly  oyununa benzemektedir: Dışarıdan düzenli ve çekici görünen, fakat gerçekte halkın sahip olduğu her şeyi kendi çıkarına alan bir yağma düzenidir. Otellerden evlere, arazilerden insanların en temel yaşam hakları...

Pasaportlar Bir İnsanın Kaderini Belirlediğinde

Resim
Pasaportlar Bir İnsanın Kaderini Belirlediğinde Ne kadar tuhaf: Almanya, Kanada, Japonya veya İsviçre’de doğan bir kişi, pasaportuyla dünyanın birçok yerine seyahat edebilirken; İran, Afganistan, Irak, Suriye, Yemen veya Orta Doğu ve Asya’daki sayısız ülkeden birinde doğan bir kişi vize için aylarca beklemek, çok sayıda belge sunmak ve defalarca suçlu olmadığını, ülkede yasa dışı olarak kalma niyetinin bulunmadığını ve hiçbir ülke için tehdit oluşturmadığını kanıtlamak zorunda kalabiliyor. Peki bu insanlar hangi suçu işlediler? Elbette hiçbir suçu. Onlar sadece farklı bir coğrafyada doğdular; üstelik bu coğrafyayı kendileri seçmediler. Günümüz dünyasında pasaport artık yalnızca bir kimlik belgesi değildir; insan özgürlüğünün bir ölçütüne dönüşmüştür. Pasaport kapağının rengi, bir insanın dünyanın dört bir yanına özgürce seyahat edip edemeyeceğini ya da aylarca, hatta bazen yıllarca büyükelçilik kapılarının ardında beklemek zorunda kalacağını belirleyebiliyor. Fakat temel soru şudur: Bi...

Son Ev; Herkesin Sonunda Varacağı Mezarlık

Resim
Son Ev; Herkesin Sonunda Varacağı Mezarlık Her sabah gözlerimizi açtığımızda, geçici bir ölümden geri döneriz. Sonunu görme garantisi olmayan bir geceyi geride bırakmış oluruz. Binlerce insan bizim başladığımız aynı geceye başladı, ancak güneşin doğuşunu hiç göremedi. Biz kendi gücümüzle değil, Allah’ın bize bir fırsat daha vermesi sayesinde uyandık. Ve buna rağmen, bu hediyeyi ne kadar çabuk unuturuz. Bir kez daha hayatın gürültüsü içinde kendimizi kaybederiz. Daha fazlasına sahip olmak için koşarız, ilerlemek için mücadele ederiz, bazen kalpleri kırarız, bazen içimizde kin taşırız ve çoğu zaman ölümü sanki yalnızca başkaları için yazılmış gibi yaşarız. Ne kadar gariptir. Her gün ölüme benzeyen bir uykudan uyanırız, fakat bir gün başka bir uykunun geleceğine hâlâ inanmak istemeyiz; öyle bir uyku ki ardından bu dünyada bir daha uyanış olmayacaktır. Bir gün gelecek; sevdiklerimize son kez sarılacağız, gökyüzüne son kez bakacağız ve son nefesimizi vereceğiz. O gün hiçbir servet bize bir ...

Dostluk Bir Gülümsemeden Daha Fazlasıdır

Resim
Dostluk Bir Gülümsemeden Daha Fazlasıdır Dostluk, sadece bir gülümseme ya da birkaç güzel söz alışverişi değildir. Dostluk, dayanışma demektir; herkes seni terk ettiğinde, sen "dostum" dediğin kişinin yanında durabilmektir. Eğer dostluk bu anlamından yoksun bırakılırsa, geriye yalnızca geçici ve bencil bir tanışıklık kalır. Elbette bazı insanlar sadakati ve dostluğu artık modası geçmiş kavramlar olarak görür. Onlara göre bunlar günümüz dünyasında değeri kalmamış şeylerdir. Kârın onurun yerini aldığı, gülümsemenin zorunlu hâle geldiği bir dünyada birçok insan, makam, çıkar ya da birkaç dakikalık şöhret uğruna en yakın dostunu bile feda edebilmektedir. Ne yazık ki bu durum siyasette de sıkça görülmektedir. Ben dostluğun sınırları olduğuna inanıyorum. Dostumun düşmanı bana kişisel olarak hiçbir zarar vermemiş olabilir. Ancak bir insan, bana yakın olan birine bilerek zarar vermişse, hiçbir şey olmamış gibi davranamam. Bazen sessizlik ihanettir. Bazen bir gülümseme, bir hakaretten...

Erdoğan; Sandıkla Gelen Diktatör Yazar: Gouya Roshan

Resim
  Erdoğan; Sandıkla Gelen Diktatör  Recep Tayyip Erdoğan artık sadece bir cumhurbaşkanı değildir; Türkiye’de gücün merkezileşmesinin bir sembolüne dönüşmüştür. Türkiye’de birçok vatandaş, özellikle siyasi muhaliflerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, sivil toplum savunucularının ve sanatçıların önemli bir bölümü, onu otoriter eğilimlere sahip, hatta bir diktatör olarak görmektedir. Öte yandan, hâlâ onu başarılı bir devlet adamı olarak gören küçük bir kesim de vardır. Ancak önemli olan onun söylemleri değil, iktidarı kullanma biçimidir. Diktatörlük sadece seçimlerin yapılmaması anlamına gelmez; asıl olarak seçimlerin artık iktidarı denetleyemediği noktada başlar. Eleştirel medya susturulduğunda, gazeteciler hapse atıldığında, muhalif siyasetçiler yargılandığında ve yargı bağımsızlığını kaybettiğinde, yalnızca seçimlerin yapılmasına bakarak bir ülkede demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Erdoğan yıllar önce özgürlük, reform ve adalet vaatleriyle iktidara geldi; ancak zaman i...

Suudi Arabistan: Tanrı'nın Adı ile Güç Siyaseti Arasında(Bölüm 2) Yazar: Gouya Roshan

Resim
Suudi Arabistan: Tanrı'nın Adı ile Güç Siyaseti Arasında(Bölüm 2)   Suudi Arabistan kendisini İki Kutsal Caminin Hizmetkârı ve Koruyucusu olarak tanımlamakta, bayrağında ise kutsal ifadeler taşımaktadır. Ancak bir devlet kendisini din ve kutsallık adına tanımlıyorsa, insanlar ondan sıradan bir devletten beklediklerinden daha fazlasını bekler. Çünkü böyle bir devlet yalnızca ekonomisi, ordusu ya da dış politikasıyla değil, aynı zamanda ahlaki ilkeleri ve insani yaklaşımıyla da değerlendirilir. Benim sorum şudur:  Tanrı'nın adını en yüce sembolik konuma yerleştiren bir devlet, uyguladığı politikalarla yüz binlerce masum insanın acı çekmesine nasıl sebep olabilir? Yemen savaşı, Suudi Arabistan'ın politikaları açısından en büyük ahlaki sınavlardan biri olmuştur. 2015 yılından bu yana, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen'e yönelik askeri müdahalesi; yoksul ve kırılgan bir ülke olan Yemen'de binlerce insanın ölümüne, milyonlarca kişinin ise açlık, hastalık v...

Suudi Arabistan: Tanrı'nın Adı ile Güç Siyaseti Arasında (Bölüm 1) Yazar: Gouya Roshan

Resim
Suudi Arabistan: Tanrı'nın Adı ile Güç Siyaseti Arasında (Bölüm 1) Suudi Arabistan, tarihsel meşruiyetini din ile devletin birliğine dayandıran bir ülke olarak, bugün modern tarihinin en karmaşık dönemlerinden birini yaşamaktadır. Kendisini Haremeyn-i Şerifeyn'in Hizmetkârı olarak tanımlarken, aynı zamanda uluslararası sistemde, küresel ekonomide ve bölgesel ilişkilerdeki rolünü yeniden şekillendirmektedir. Bu ikili durum, gözlemciler açısından temel bir soruyu gündeme getirmektedir: Suudi Arabistan'da siyaset hâlâ dinin hizmetinde mi, yoksa din siyasi gücü korumanın bir aracı hâline mi gelmiştir? Son on yıllarda din, yalnızca Suudi Arabistan'ın ulusal kimliğinin bir parçası değil, aynı zamanda devletin meşruiyetinin temel direklerinden biri olmuştur. Ancak son yıllarda gerçekleştirilen kapsamlı sosyal ve ekonomik reformlar—turizm ve eğlence sektörlerinin genişletilmesinden dini kurumların etkisinin sınırlandırılmasına kadar—devletin önceliklerinin değişmekte olduğunu g...

Güvenli Pencerelerin Ardından Devrim Çağrısı Yapmayın Yazar: Gouya Roshan

Resim
  Güvenli Pencerelerin Ardından Devrim Çağrısı Yapmayın Dünyadaki en kolay şey, Avrupa'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde ya da Kanada'da güvenli bir pencerenin arkasına oturup kahvenizi yudumlamak, hızlı internetinizi açmak ve binlerce kilometre ötede yaşayan insanlar için bir devrim reçetesi yazmaktır. Oysa dünyadaki en zor şey, o sloganların sonuçlarıyla yaşamaktır. Tek bir tweet, bir video ya da bir konuşmayla insanların duygularını alevlendirebilirsiniz. Fakat sokaklar sessizleştiğinde, hapishaneler dolduğunda, aileler yas tuttuğunda ve insanların hayatları altüst olduğunda, yurt dışında güven içinde oturan kişi normal yaşamına devam eder. Gerçek bedeli ödeyenler ise ülkenin içinde yaşayan insanlardır. Her çağrının, her kışkırtmanın ve her düşüncesiz kararın bedelini onlar öder. Bir hükümeti eleştirmek her vatandaşın hakkıdır. Protesto etmek de birçok durumda temel bir insan hakkıdır. Ancak  eleştiri hakkı  ile  kendinizin asla ödemeyeceği bir bedeli başkaların...