Yaşam Hakkı Her İnsan İçin Gerekli midir?

Yaşam Hakkı Her İnsan İçin Gerekli midir?

Yaşam hakkı, her insanın temel haklarından biridir. Devletler bu hakkı intikam, baskı veya güç kullanma aracı olarak kullanmamalıdır. Ancak yaşam hakkını savunmanın bir başka yönü daha vardır: mağdurların yaşam hakkı.

Bir suç işleyen kişinin bakış açısından yalnızca yaşam hakkından söz ederken, aynı zamanda o suçun mağduru olan kişiyi denklemin dışında bırakamayız.

Bir kişinin para, güç, zevk veya kişisel çıkar elde etmek amacıyla başka bir insanın güvenliğini ve yaşamını kasıtlı ve bilinçli bir şekilde yok etmesi durumunda sorun daha ciddi hâle gelir. Böyle bir durumda toplum temel bir soruyla karşı karşıya kalır:

Suçlunun yaşam hakkı, mağdurun yaşam hakkı dikkate alınmadan savunulabilir mi?

İdam cezası konusundaki tutumum mutlak değildir. İdam cezasının yaygın veya genel bir ceza olmaması ve aynı zamanda toplumsal ve cezai sorunlarla mücadele aracı olarak kullanılmaması gerektiğine inanıyorum. Bununla birlikte, en ciddi ve ağır suçlar için bile idam cezasına karşı olmanın istisnasız mutlak bir ilkeye dönüşmesini kabul etmek mümkün değildir.

Bana göre, farklı suçlar arasında kesin bir ayrım yapılmalıdır; aynı şekilde suçlular ile mağdurlar arasındaki temel farklılıklar da göz ardı edilemez.

Uyuşturucu Kaçakçılığı: Ekonomik Bir Suçtan Öte

Uyuşturucu kaçakçılığı yalnızca basit bir yasa dışı ekonomik faaliyet olarak değerlendirilemez. Profesyonel bir uyuşturucu kaçakçısı, kâr elde etmek için insanların zayıflıklarından ve toplumsal kırılganlıklarından yararlanır ve bu faaliyet bağımlılığa, ailelerin parçalanmasına, gençlerin geleceğinin yok olmasına ve toplumsal zararların yayılmasına yol açabilir.

Elbette uyuşturucu kullanıcısı ile uyuşturucu kaçakçısı arasında kesin bir ayrım yapılmalıdır. Birçok durumda bağımlı kişinin kendisi bağımlılık döngüsünün mağdurudur ve uyuşturucu satışından bilerek ve sistematik biçimde kazanç sağlayan biriyle aynı tutulamaz.

Bununla birlikte, başkalarının yaşamını ve geleceğini bilerek sömüren bir kaçakçı söz konusu olduğunda, toplum ciddi bir cezai sorumluluk talep etme hakkına sahiptir.

Bu sorumluluk, yalnızca suçun adına veya sınıflandırılmasına göre değil; kişinin rolü, örgütlenme düzeyi, verilen zararın boyutu ve mevcut deliller temelinde belirlenmelidir.

Çocuk İstismarı: Bir İnsan Geleceğinin İhlali

Çocukların cinsel istismarı, sonuçları suçun gerçekleştiği zamanın ötesine devam edebilen durumlardan biridir.

İstismara uğrayan bir çocuk, kişisel güvenliği, özgüveni, sosyal ilişkileri ve yaşamı açısından derin ve kalıcı zararlar görebilir. Çocuğun kendisini savunacak kapasitesi veya gücü yoktur; bu da toplumun onu koruma sorumluluğunu daha da artırır.

Bu nedenle çocuk istismarı sıradan bir suç olarak değerlendirilemez.

Burada da mesele yalnızca suçlunun cezalandırılması değildir; mesele, toplumun çocuk mağdurları ve diğer çocukları bu suçların tekrarlanmasından nasıl koruyabileceği ve bir çocuğa kasten zarar veren kişiyi nasıl sorumlu tutması gerektiğidir.

Suçlar: Hiçbir Kabul Edilebilir Mazeret veya Gerekçenin Bulunmadığı Yer!

Bir kişi kasıtlı olarak veya hatta önceden bir niyet olmaksızın başka bir insanın hayatını aldığında, bu artık yalnızca birey ile toplum arasındaki bir çatışma değildir. Bu, yaşam hakkının doğrudan ihlalidir.

Elbette tüm öldürmeler kasıtlı olarak değerlendirilemez. Suçun koşulları, motivasyon, kastın derecesi, mağdurun durumu, deliller ve diğer ilgili unsurlar her olayda ayrı ayrı incelenmelidir. Ancak bir suçun kasıtsız olması, başka bir insanın ölümüne neden olan kişinin sorumluluktan ve cezadan muaf tutulması gerektiği anlamına gelmez. Cezanın türü ve ağırlığı, kişinin sorumluluk düzeyi ve suçun meydana geldiği koşullarla orantılı olmalıdır; bu ceza uzun süreli hapis veya kanunun öngördüğü başka bir ceza olabilir.

Şunu belirtmek gerekir ki, başka bir kişiyi kasıtlı, bilinçli ve vahşice öldüren bir kişinin cezai sorumluluğunun tartışılması, önceden bir kastı olmadan bir kişinin ölümüne neden olan kişinin durumuyla aynı değildir.

Yaşam hakkı temel bir değer ise, mağdurun hayatı da aynı değere sahiptir.

Bu nedenle, başka bir insanın hayatını alan kişiler, eylemlerinin kasıtsız olduğunu ileri sürerek tüm sorumluluk ve cezadan kurtulamazlar. Bunun ötesinde, devletlerin ve toplumların insan hayatını koruma ve eylemleriyle başka bir insanın hayatını kaybetmesine neden olanları sorumlu tutma sorumluluğu vardır.

Bu nedenle, idam cezası ne genel bir uygulamadır ne de mutlak bir tabudur!

Yazar: Gouya Roshan

Tüm hakları saklıdır

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Kendime Dönüşün Sessiz Hikâyesi