Kayıtlar

Şubat 5, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bu içsel kederden yoruldum. Yazar:: Güya Aydin

Resim
  Bu içsel kederden yoruldum  K eder, insan deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır.  Hiçbir hayat kederden, kayıptan ya da umutsuzluktan tamamen arınmış değildir. Ancak günümüz dünyasında keder çoğu zaman görmezden gelinir ya da bir gülümseme ve sessizlik maskesinin arkasına gizlenir. Birçok insan kederini saklamayı tercih eder; bunu hissetmedikleri için değil, toplumsal baskılar ve dile getirilmeyen beklentiler yüzünden. İşte yorgunluk tam da burada başlar; kederin kendisinden bile daha derin bir yorgunluk. Kederi gizlemek, kendini sürekli kontrol etmeyi gerektirir. İnsan gerçek duygularını ayarlamak, tepkilerini ölçmek ve hiçbir zayıflık belirtisi göstermemek için sürekli tetikte olmak zorunda kalır. Bu durum zamanla zihinsel enerjiyi tüketir. İfade edilmeyen keder; içsel gerilim, isteksizlik, kaygı ya da yalnızlık şeklinde ortaya çıkar. Böyle durumlarda kişi dışarıdan iyi görünebilir, ancak içinde derin bir boşluk hissi taşır. Bu gizleme hali büyük ölçüde toplumdaki “güç”...

“Kalbimin, kalbi benimle olmayan biriyle meşgul olmasından , daha büyük bir zillet görmedim.” Yazar:: Güya Aydin

Resim
“Kalbimin, kalbi benimle olmayan biriyle meşgul olmasından ,  daha büyük bir zillet görmedim” .” “Kalbimin, kalbi benimle olmayan biriyle meşgul olmasından daha büyük bir zillet görmedim” cümlesi, sade bir dille insanlığın en derin duygusal deneyimlerinden birini tarif eder. Söyleyen kişi, birliğe ya da karşılıklı anlayışa ulaşmayan; aksine eşitsiz ve insanı güçsüzleştiren bir aşktan söz eder. Bu belirsizlik hâli, tüm cümleye nüfuz eden bir acının kaynağıdır. Elbette bu aşk mutlaka kadın ve erkek arasındaki aşkla sınırlı değildir; baba ve çocuk, anne ve çocuk ya da kardeşler arasında da yaşanabilir. Bu nedenle “zillet” kelimesinin seçimi, şairin bakış açısını anlamanın anahtarıdır. O, kederden ya da yenilgiden değil; içsel onurun ihlal edildiği bir durumdan söz eder. Duygularını karşılamayan biriyle bir ilişkiye girmek, bilinçli ya da bilinçsiz bir öz-değer kaybıdır; kişi kendi değerini başkasının ilgisine bağlar. Bu eşitsiz bağımlılık, aşk deneyimini anlamından koparır ve onu acıy...