İran’ın Zaferi: Askerî Üstünlüğün Ötesinde
İran’ın Zaferi: Siyasi Hedefler Sonucu Tanımladığında
Cumhurbaşkanı Dr. Mesud Pezeşkiyan’ın konuşması, hiç kuşkusuz tarihin en dikkat çekici, en samimi ve en etkileyici konuşmalarından biriydi.
İran, Amerika Birleşik Devletleri ve Siyonist rejim arasındaki aylar süren doğrudan ve yoğun çatışma boyunca dünyaya hitap etti. Ancak konuşmasının temel mesajı açık ve netti: İran teslim olmayacak ve kaderi dış tehditler veya zorlamalar tarafından belirlenmeyecektir.
Pezeşkiyan, “İran’ın zaferi” konusunda büyük bir dikkatle konuştu ve savaşta zaferin “daha fazla silaha sahip olmak veya bir tarafa daha fazla zarar vermek anlamına gelmediğini; önemli olanın, bu karşılaşmada her iki tarafın hedefleri ve bu hedeflere ne ölçüde ulaşıldığı olduğunu” açıkladı.
Belirtmek gerekir ki Amerika Birleşik Devletleri, askerî üstünlüğünü İran’a zarar vermek için kötüye kullandı. Ancak askerî üstünlük, zorunlu olarak siyasi zafere dönüşmez. Bağımsız analistler bu iki durum arasında ayrım yapmakta ve Amerika Birleşik Devletleri ile Siyonist rejimin İran’a verdiği ağır zararların, onların askerî üstünlüğünü İran’ı teslim olmaya zorlayabilecek bir siyasi sonuca dönüştürmediğini vurgulamaktadır. Bu görüş, özellikle İran halkının direncini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
İran’ın egemenliğini, siyasi yapısını ve her şeyden önemlisi kendi kaderini belirleme hakkını koruduğu açıktır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı İran’ı “yok etme” niyetini açıklarken, İran Cumhurbaşkanı Birleşmiş Milletler’de açıkça şu ifadeyi kullandı: “Bize saldırdılar, ancak bizi teslim olmaya zorlayamazlar.”
Bu tek başına bile bu karşılaşmanın önemini göstermeye yeterlidir.
Elbette İran’ın zaferinden söz etmek, İran’ın hiçbir kayıp vermediği veya savaşın bu ülke için kolay olduğu anlamına gelmez. Aksine, İran halkı ağır bir bedel ödedi. Ancak bu zafere daha büyük bir anlam kazandıran, tam olarak direnme ruhudur.
Bu bağlamda, İran Cumhurbaşkanı’nın Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşma özel bir önem taşımaktadır. Dünya temsilcilerine hitap eden Pezeşkiyan, yalnızca İran’a karşı yürütülen savaş konusunda düşmanın yorumunu reddetmekle kalmadı, aynı zamanda bu çatışmanın kurbanlarından söz etti, öldürülen çocukların görüntülerini gösterdi ve Amerika Birleşik Devletleri ile Siyonist rejim tarafından gerçekleştirilen suikastları ve katliamları kınadı. Şu ifadeyi kullandı: “Biz terörist değiliz; siz teröristsiniz. Filistin’de 80 binden fazla insanı öldürdünüz ve yüz binlercesini yerinden ettiniz. Filistin’e karşı soykırım gerçekleştiren sizsiniz.” İran’ın kendi haklarını savunma hakkını vurguladı ve hiçbir dış baskı altında bağımsızlığından vazgeçmeyeceğini ilan etti.
Egemenliğini, bağımsızlığını ve geleceğini savunabilen bir millet, en ağır baskılar altında dahi yenilmeyecektir.
Dolayısıyla bugün inkâr edilemez bir gerçek ortaya çıkmıştır: Amerika Birleşik Devletleri, sahip olduğu devasa askerî güce rağmen İran’ı teslim olmaya zorlayamamıştır.
Bu husus, herhangi bir karşılaşmanın sonucunu değerlendirirken temel bir öneme sahiptir.
Aslında dünyanın dikkatinin İran’a çevrildiği o kürsüden, İran Cumhurbaşkanı dirençli bir milletin temsilcisi olarak üzerine düşen rolü yerine getirdi.
İran kayıplar verdi, ancak yenilmedi.
İran baskılara direndi, ancak teslim olmadı ve teslim olmayacaktır.
Dolayısıyla zafer siyasi hedeflere ulaşma ölçütüyle değerlendirilecek olursa, egemenliği ve bağımsızlığı koruma ve düşman güçlerin kendi iradelerini İran’a dayatmasını engelleme yönündeki kararlı tutum, hiç kuşkusuz İran’ın bu karşılaşmadaki zaferinin temel unsurudur.
Yazar: Gouya Roshan
Tüm hakları saklıdır.

Yorumlar