İç Dünyaya Giden Yol

İç Dünyaya Giden Yol

İnsan, yaşamı boyunca sürekli olarak kendi dışında bir şeylerin arayışı içindedir; kimi zaman başarıyı, kimi zaman sevgiyi, kimi zaman anlamı, kimi zaman da kendisinden uzakta bir yerde saklı olduğunu düşündüğü huzuru arar. Ancak insan dışarıya doğru ne kadar çok koşarsa, kendisini o kadar yorgun ve kaybolmuş hisseder.

Hızın, gürültünün ve baskıların egemen olduğu modern yaşam, insanı kendi dışına yöneltmiştir. Dikkati giderek dış dünyaya yoğunlaşır: başkalarının yargılarına, karşılaştırmalara, sahip olduklarına ve sahip olamadıklarına. Bu süreçte insan, yavaş yavaş kendisinden uzaklaşır; kendi içindeki sessizlikten, kalbinin sesinden ve duyulduğunda yaşamın yönünü değiştirebilecek sorulardan uzaklaşır.

İçe doğru bir yolculuk, aslında insanın kendisine dönüşüdür. İnsanın herhangi bir rol veya maske olmaksızın var olabildiği bir yere; kendisini kanıtlama ya da rekabet etme ihtiyacı duymadığı bir yere dönüş. İnsanın içinde sessiz ama derin bir dünya vardır. Eğer insan bu dünyayı dinlemeyi öğrenirse, yıllarca dışarıda aradığı birçok sorunun cevabını orada bulabilir.

İç dünya, insanın basit fakat unutulmuş gerçeklerle yüzleştiği yerdir: korkularıyla, umutlarıyla, yaralarıyla ve yaşamın gürültüsü içinde görmezden gelinen varlığının o bölümleriyle. Bu yüzleşme her zaman kolay değildir. İçine bakmak, kimi zaman ondan kaçmaktan daha acı verici olabilir. Ancak tam da bu acı, farkındalığın başlangıcıdır.

İnsan, kendisine karşı dürüst olabildiği zaman gelişir; kendisine yargılamadan bakabildiği ve kusursuz olmadığını kabul edebildiği zaman. Bu kabul bir zayıflık değil, huzurun başlangıcıdır. Çünkü dış dünyada yaşanan birçok kaygının kökleri, insanın kendi iç dünyasını kabul edememesine dayanır.

İçe doğru bir yol, dünyadan kaçış yolu değildir; onu daha iyi anlamanın bir yoludur. İnsan kendisini ne kadar iyi tanırsa, dünyayı da o kadar açık ve doğru bir biçimde görür. İç huzur, dış koşulların bütünüyle değişmesine bağlı değildir; daha çok, bireyin bu koşullara nasıl baktığıyla ilgilidir.

Sonuçta, belki de yaşamın en önemli yolculuğu şehirler ve ülkeler arasında yapılan bir yolculuk değil, insanın kendi içine yaptığı yolculuktur. Varılacak yer uzak değildir; ancak oraya ulaşmak da kolay değildir. Çünkü insan, bütün dış seslerin arasında kendi içindeki sakin sesi yeniden duymayı öğrenmek zorundadır.

Ve belki de gerçek şudur: İnsanın dışarıda aradığı şey, yıllardır kendi içinde onu beklemektedir.

Yazar: Gouya Roshan
Tüm hakları saklıdır.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Kendime Dönüşün Sessiz Hikâyesi