Azerbaycan, İslam'la Kimliği Olmayan Bir Ülkedir
Azerbaycan, İslam'la Kimliği Olmayan Bir Ülkedir
Bir ülkenin dış politikası her zaman dostluk, düşmanlık veya hatta ilan ettiği dini ilkeler üzerine kurulmaz. Birçok durumda hükümetlerin kararlarını siyasi, ekonomik, güvenlik ve jeopolitik çıkarlar belirler. Ancak bir hükümetin resmi açıklamaları ile gerçek uygulamaları arasındaki fark fazlasıyla belirgin hale geldiğinde, artık bu tutumu yalnızca diplomatik bir karar olarak değerlendirmek mümkün değildir.
Azerbaycan böyle bir durumun açık bir örneğidir.
Müslüman çoğunluğa sahip olan ve çeşitli vesilelerle Müslüman ülkelerle ilişkilerinden, Filistin'e verdiği destekten ve iki devletli çözümden söz eden bu ülke, aynı zamanda Siyonist rejimle son derece yakın ve stratejik bir ilişki içerisindedir. Bu ilişki yalnızca siyasi bağlarla sınırlı değildir; enerji, ticaret, teknoloji, savunma ve güvenlik alanlarını da kapsamaktadır. Ocak 2026'da Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, iki ülke arasındaki ilişkileri “stratejik ortaklık” olarak nitelendirmiş ve enerji, savunma ve güvenlik alanlarında iş birliğinin genişletilmesinden söz etmiştir.
Bu çelişki, Filistin ve Gazze Şeridi söz konusu olduğunda daha da açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Bir yandan Bakü, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını ve iki devletli çözümü desteklemekte, hatta Temmuz 2026'da Filistin Başbakanı ile Gazze Şeridi'ndeki durum ve Filistin'deki gelişmeler hakkında görüşmeler gerçekleştirmektedir.
Diğer yandan, Azerbaycan'ın suçlu İsrail rejimiyle ilişkileri yalnızca kesilmemiş, aksine daha da derinleştirilmiştir. Ocak 2026'da Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile Siyonist rejimin Cumhurbaşkanı Davos'ta bir araya gelmiş ve her iki taraf ekonomik, ticari ve enerji alanlarında iş birliğinin artırılmasının önemini vurgulamıştır. Birkaç gün sonra İsrail Dışişleri Bakanı Bakü'yü ziyaret etmiş ve iki ülke arasındaki iş birliğinin derinleştirilmesinden söz etmiştir.
İşte burada temel soru ortaya çıkmaktadır:
Filistin'i desteklerken, aynı zamanda Filistinlilere karşı soykırım gerçekleştirmiş olan aynı suçlu rejimle stratejik bir ortaklığa girilebilir mi?
Elbette hayır.
Dolayısıyla İslam dünyasıyla dayanışma içinde olduğunu ve Filistinlilerin haklarını savunduğunu iddia eden bir hükümet, aynı zamanda 75 yıldır Filistin'in kutsal topraklarını işgal eden, yüz binlerce insanı öldüren ve milyonlarca insanı yerinden eden aynı suçlu rejimle iş birliği yapıyorsa, o ülkenin gerçek öncelikleri sorgulanmalı ve gizli motivasyonları bütünüyle incelenmelidir.
Bu ikili tutumun açık bir örneği Azerbaycan'ın diplomatik davranışlarında da görülebilir.
Benjamin Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşması sırasında yetmişten fazla delegasyon salondan çıktı. Azerbaycan, temsilcileri salonda kalan ülkeler arasındaydı. Bu davranış, Azerbaycan'ın politikasına yönelik bir eleştiri olarak yorumlanabilir ve ülkenin Siyonist rejimle yakın ilişkileriyle birlikte değerlendirildiğinde daha büyük bir siyasi anlam kazanmaktadır.
Mesele yalnızca salondaki bir koltuk veya salonda bulunmak değildir.
Temel soru şudur: Hükümetler slogan ile eylem arasında seçim yapmak zorunda kaldıklarında, politikaları arasındaki gerçek fark nerede ortaya çıkmaktadır?
Bir yandan Azerbaycan kendisini İslam dünyasının bir parçası olarak görmekte ve dış politikasında Müslüman ülkelerle ilişkilere büyük önem vermektedir. Şubat 2026'da Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, Filistin için iki devletli çözüme saygı gösterilmesiyle birlikte Müslüman ve Arap ülkeleriyle ilişkilerin geliştirilmesinin ülkenin dış politikasının önceliklerinden biri olduğunu dahi açıklamıştır.
Diğer yandan aynı hükümet, İsrail rejimiyle ilişkilerini resmen “stratejik” olarak tanımlamaktadır.
Bu gerçek, Bakü'nün dış politikasında siyasi eylemleri belirleyenin zorunlu olarak din veya ilan edilmiş ilkeler olmadığını; aksine siyasi, ekonomik, güvenlik ve jeopolitik çıkarların belirleyici rol oynadığını göstermektedir.
Elbette bir toplum, hükümetinin dış politikasıyla eş tutulamaz. Bu makalenin konusu Azerbaycan halkı değil, bu ülkenin hükümetinin yıllar boyunca izlediği politikalardır.
Son yıllarda Bakü, farklı güçlerle ilişkilerini aynı anda kurup genişletmeye ve siyasi ve ekonomik nüfuzunu artırmak için jeopolitik konumundan yararlanmaya çalışmaktadır. İsrail rejimi söz konusu olduğunda ise bu iş birliği enerji ve ticaretin çok ötesine geçmiş ve savunma ile güvenlik alanlarını da kapsamıştır.
Azerbaycan hükümetinin bakış açısından bu politika, ulusal çıkarların korunması ve bir tür bölgesel denge oluşturulması olarak değerlendirilebilir.
Ancak eleştirmenlerin ve İslam dünyasının bakış açısından böyle bir yaklaşım, fırsatçı ve ikili politikaların bir örneğidir; ilan edilen ilkelerin yalnızca hükümetin stratejik çıkarlarıyla çatışmadıkları sürece önem taşıdığı bir politika.
Sonuç olarak mesele yalnızca Azerbaycan ile Siyonist rejim arasındaki ilişki değildir. Mesele, bir hükümetin Filistin, İslam dünyası ve ilan ettiği ilkeler hakkında söyledikleri ile gerçekte yaptıkları arasında ne kadar büyük bir mesafe oluşturabileceği ve buna rağmen bu çelişkinin görmezden gelinmesini bekleyip bekleyemeyeceğidir.
Sloganlar ve eylemler farklı yönlere gittiğinde, bir hükümetin gerçek politikasını ortaya koyan şey açıklamaları değil, pratikte yaptığı seçimlerdir.
Yazar: Gouya Roshan
Tüm Hakları Saklıdır

Yorumlar