Trump’ın Söylemleriyle Kararları Birbirine Yabancı
Trump’ın Söylemleriyle Kararları Birbirine Yabancı
Sözleriyle eylemlerini birbirine uyduramayan, bugün söylediği sözleri ertesi gün değiştirmek ya da geri almak zorunda kalan bir siyasetçiden çekinmek gerekir. Böyle bir kişi Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olduğunda, mesele artık yalnızca onun kişiliği veya konuşma tarzıyla sınırlı değildir. Çünkü söylediği her cümle siyasi, ekonomik, hatta askerî bir karara dönüşebilir.
Trump’ın sorunu yalnızca çok konuşması değil. Asıl sorun, siyasetinde açıklamalar, tehditler, vaatler ve anlık kararlar arasındaki sınırların o kadar belirsizleşmiş olmasıdır ki artık hangi sözün gerçeği yansıtmadığını, hangisinin ise gerçekten ciddiye alınması gerektiğini ayırt etmek zorlaşmıştır.
Bugün bir krizi sona erdirmekten söz ederken, yarın aynı krizin devamından bahsedebilir. Başkalarına ekonomik baskı uygulamaktan söz ederken, bu baskı sonunda Amerikan tüketicisinin üzerine geri dönebilir. Amerika’nın gücünden söz ederken, müttefiklerini endişelendiren ve rakiplerini daha cesur davranmaya teşvik eden bir karar alınabilir.
Burada soru artık yalnızca “Trump ne söyledi?” sorusu değildir. Daha önemli bir soruya dönüşür: Trump bunu söyledikten sonra ne yapacak?
Dış politikada bu soru çok daha önemlidir. Hükümetler, uzun vadeli politikalarını Amerika Birleşik Devletleri Başkanının kameralar karşısında söylediği her cümle üzerine kuramaz. Amerika’nın müttefikleri Washington’ın yarın nerede duracağını bilmek zorundadır. Amerika’nın rakipleri tehditlerin ne kadar ciddi olduğunu bilmelidir. Krizlerden etkilenen ülkelerin halkları ise bir tehdidin gerçekten bir karar mı, yoksa Trump’ın günlük söylemlerine eklenen başka bir cümle mi olduğunu bilmelidir.
Trump, İrlanda’ya yaptığı son ziyaret sırasında İrlanda ile Kuzey İrlanda’nın birleşmesine yönelik arzusundan da söz etti. Siyasi ve tarihsel açıdan hassas olan bu konu, İngiltere ve Kuzey İrlanda’da hemen tepkilere yol açtı. İngiliz hükümeti ise referandum düzenlenmesine ilişkin tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığını derhal vurguladı.
Bu örnek açıkça gösteriyor ki güçlü bir başkanın sözleri her zaman yalnızca söz olarak kalmaz. Bazen tek bir cümle bile başlı başına diplomatik bir meseleye dönüşebilir.
Ancak Trump’ın sorunu bundan daha derindir.
Trump, büyük ölçüde siyaset ile kişilik arasındaki sınırı ortadan kaldırmıştır. Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin birçok kararında Trump’ın adı ve kişisel tutumu o kadar öne çıkmaktadır ki, zaman zaman hükümetin resmî politikasıyla başkanın kişisel görüşünü birbirinden ayırmak zorlaşmaktadır. Siyasetin bu denli kişiselleşmesi ve tutumların sürekli değişmesi, güveni zayıflatmaktadır.
Böyle bir ortamda bazı insanlar bekleyip görmeyi tercih ediyor. Trump doğru bir şey söylediğinde bile, ertesi gün aynı şeyi söyleyip söylemeyeceğini görmek için bekliyorlar.
Bu tehlikelidir. Çünkü siyasi güven, aynı sözün tekrar tekrar söylenmesiyle değil, sürekli ve tutarlı eylemlerle oluşur.
Trump Amerika’nın gücü, Amerika’nın büyüklüğü, savaşların sona erdirilmesi, ekonomik baskı, daha iyi anlaşmalar ve zafer hakkında defalarca konuşabilir. Ancak sonunda insanlar ve hükümetler onu kaç kez aynı iddiayı tekrarladığına göre değil, aldığı kararların sonuçlarına göre değerlendirecektir.
Ekonomik meseleler bunun açık bir örneğidir. Trump’ın gümrük tarifeleri politikası yalnızca bir seçim sloganı değildir. Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin aldığı gerçek kararlar, Kanada’nın buna karşılık misilleme tarifeleri uygulamasına ve iki ülke arasındaki ticari baskının artmasına yol açmıştır.
Bu konu savaş sırasında çok daha hayati hâle gelir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı bir savaşın sona erdirilmesi ya da sürdürülmesi hakkında konuştuğunda, artık mesele bir seçim kampanyası değildir. Her kararın arkasında insan hayatları, ülkelerin ekonomileri, enerji fiyatları ve milyonlarca insanın güvenliği vardır. Orta Doğu’daki mevcut koşullarda, petrol piyasası bile savaşın yarattığı belirsizlikten doğrudan etkilenmektedir.
Dolayısıyla Trump’ın sorunu yalnızca “çok konuşması” değildir.
Asıl sorun şudur: Bir başkanın açıklamaları sürekli değiştiğinde, diğer ülkeler planlarını Amerika Birleşik Devletleri’nin mevcut politikasına göre değil, Amerikan politikasında yaşanabilecek olası değişikliklere göre yapmak zorunda kalır. Bu, son derece önemli bir ayrımdır.
Ülkelerin öngörülebilir bir dış politikaya ihtiyacı vardır. Ekonominin istikrara ihtiyacı vardır. Piyasaların güvene ihtiyacı vardır. Müttefiklerin güvenliğe ihtiyacı vardır. Hatta rakiplerin bile karşı tarafın kırmızı çizgilerinin nerede olduğunu bilmesi gerekir.
Ancak her gün Trump’ın bugün ne söyleyeceğini ve yarın hangi kararı alacağını beklemek zorunda kalırsak, dış politika hesaplanmış bir süreç olmaktan çıkar ve sürekli bir bekleme oyununa dönüşür.
Belki de bu nedenle Trump’ın sözleri dünyanın birçok yerinde artık yalnızca siyasi bir mesaj olarak görülmüyor. İnsanlar onu dinliyor, ancak hemen ardından kendilerine şu soruyu soruyor: “Ona inanmalı mıyız?”
Bu, herhangi bir başkan için en büyük uyarıdır.
Çünkü bir siyasetçinin çok sayıda rakibi olabilir ve yine de gücünü koruyabilir. Ancak söylediklerine duyulan güven ortadan kalktığında, sahip olduğu resmî güç bile kaybettiği itibarı kolayca geri getiremez.
Trump tek bir cümleyle piyasaları sarsabilir, bir tehditle hükümetleri korkutabilir veya bir vaatle destekçilerine umut verebilir. Ancak hiçbir başkan, sözleriyle eylemleri arasına kalıcı bir duvar örebileceğini ve dünyanın bu çelişkiyi fark etmeyeceğini düşünemez.
İstikrar olmadan güç, yalnızca bir güç gösterisidir. Açık bir irade ve kararlılıkla desteklenmeyen konuşmalar ise kaçınılmaz olarak değerini kaybeder.
Bütün bu durumun en endişe verici yönü Trump’ın sözleri değil, dünyanın artık onun hangi sözlerinin gerçekten eyleme dönüşeceğini bilmemesidir. Hangi sözlerinin anlamsız, hangilerinin ciddi olduğunu kimse tam olarak bilememektedir.
Dolayısıyla ülkelerin ve insanların kaderi bu kadar belirsizliğe bırakıldığında, mesele artık yalnızca çok konuşan bir başkan meselesi değildir. Asıl sorun, başkalarının onun istikrarsızlığının bedelini ödemek zorunda kalmasıdır.
Yazar: Gouya Roshan
Tüm hakları saklıdır.

Yorumlar