Kayıtlar

Ocak, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnsanların var olması önemli değil; insan olmaları önemlidir Yazar:: Güya Aydin

Resim
  İnsanların kaç kişi  oldukları önemli değil; insan olmaları önemlidir    Nüfusun ve sayıların değer ölçüsüne dönüştüğü bir dünyada, çoğu zaman insanların her şeyden önce kalabalıklara değil, gerçek ilişkilere ihtiyaç duyduğunu unutuyoruz. Her ne kadar günümüz dünyasında insanlar birbirine her zamankinden daha bağlı olsa da; sosyal medya, sosyal buluşmalar ve arkadaş toplantıları daha az insanın gerçekten yalnız olduğu anlamına geliyor, fakat garip bir sorun var: yalnızlık hissi azalmadı. Belki de bunun nedeni, kalabalıkların mutlaka samimiyet ve güvenlik anlamına gelmemesidir. Bazen büyük bir kalabalığın içinde bir insan her zamankinden daha yalnız olabilir. Yıllar boyunca niceliği değerle karıştırmayı öğrendik: çevremizde ne kadar çok insan olursa hayatımızın o kadar zengin olacağını düşünüyoruz. Ama kişisel deneyimime göre, ilişkilerin kalitesi sayılarından çok daha önemlidir. Birkaç sağlıklı ve samimi ilişki, hiçbir kalabalığın sağlayamayacağı bir huzur his...

Bazı insanlar başkalarının acısından zevk alır mı? Yazar:: Güya Aydin

Resim
  Bazı insanlar başkalarının acısından zevk alır mı? Başkalarının acısından zevk alan birinin mutlaka “acımasız” olduğuna inanmıyorum. Ancak bu tür insanların kalbinde çoğu zaman ortak bir özellik vardır: çözülmemiş bir acı. Defalarca aşağılanmış ya da görmezden gelinmiş kişiler, bazen başkalarının başarısızlığını izlerken geçici bir güç ya da huzur duygusu bulurlar. Bu, her zaman kötülükten kaynaklanmaz; daha çok kendilerini sürekli başkalarıyla karşılaştırmaları ve kişisel değerlerini geçmişte yaşadıkları aşağılanmalar üzerinden ölçmelerinden doğar. Bu süreçte, başkalarının hataları onların psikolojik besin kaynağına dönüşür. Bu kişiler tamamen acımasız değildir; ancak çoğu zaman derin bir empatiye sahip değildirler. Sanki empati kapasiteleri sağlıklı bir şekilde gelişmemiştir. Bu davranışların arkasında gizli bir korku yatar. Başkalarının acısından zevk alan insanların yüzleri çoğu zaman yazılmamış bir mesajı haykırır: “En azından en kötüsü ben değilim.” Ancak kişilik özellikler...

Güven; herkesin konuştuğu ama çok az kişinin yaşadığı bir kavram Yazar:: Güya Aydin

Resim
Güven; herkesin dilinde olan ama çok az kişinin yaşadığı bir kavram İnsanlar arasındaki güvensizlik, bireysel deneyimlere, toplumsal yapılara ve tarihsel dönüşümlere dayanan karmaşık ve çok boyutlu bir olgudur. İnsan, sosyal bir varlık olarak başkalarıyla etkileşime girmek zorundadır; ancak bu etkileşimler çoğu zaman hayal kırıklıkları, ihanetler, yanlış anlamalar ya da eşitsizliklerle birlikte gelir ve zihinlerde ve kalplerde şüphe tohumları eker. İnsan ilişkilerinin temeli olan güven zedelendiğinde, bağlar zayıflar ve insanlar arasında görünmez ama derin bir mesafe oluşur. Değişimin hızı, rekabet ve toplumsal baskıların arttığı bir dünyada güvensizlik artık yalnızca bireysel bir duygu değil, kolektif bir soruna dönüşmüştür. Bu durum sadece kişisel ilişkileri tehdit etmekle kalmaz; toplumsal dayanışmayı, iş birliğini ve hatta insan yaşamının genel anlamını da etkiler. Güvensizlik kavramını ele almak, aslında insan ilişkilerinin gizli yaralarını anlamaya ve şüpheyle dolu bir dünyada gü...

Kış, eşitsizliğin mevsimidir -Yazar:: Güya Aydin

Resim
  Kış, eşitsizliğin mevsimidir. Kış herkes için aynı değildir. Kimileri için huzurun, sessizliğin ve sıcak bir evin güvenliğinin zamanı iken, başkaları için hayatta kalmanın en zor sınavına dönüşür. Bu eşitsizlik soğuğun şiddetinde değil, onun nasıl deneyimlendiğinde gizlidir. Pencereden dışarı baktığımda içim rahat etmiyor. Pencere yalnızca camdan bir çerçeve değildir; iki dünya arasındaki sınırdır. Bir tarafta göreli güvenlik, sıcaklık ve konfor; diğer tarafta soğuk, evsizlik ve gecenin korkusu. Bu basit karşıtlık, insanın vicdanını sınar. Kış, yoksullar için en zor aydır; diğer mevsimlerden daha soğuk olduğu için değil, birikmiş yoksunlukları açığa çıkardığı için. Güvenli bir barınağın, sıcak giysilerin ya da ısınma imkânlarının yokluğu, soğuğu doğal bir olgudan felç edici bir acıya dönüştürür. Bu koşullarda yoksulluk artık yalnızca gelir eksikliği değildir; güvenliğin, sağlığın ve insan onurunun yitimi demektir. İnsanların kışın ihtiyaç duyduğu şey lüks ya da gösteriş değildir....

Saldırganlık ve Benmerkezcilik: Modern Politikacıların Başarısızlık Üçgeni. Yazar:: Güya Aydin

Resim
  Saldırganlık ve Benmerkezcilik: Modern Politikacıların Başarısızlık Üçgeni Büyük siyasetçilerin, iktidar ellerindeyken önlerinde iki yol vardır: dinlemek ve sabretmek ya da saldırganlık ve benmerkezcilik. Günümüz tecrübesi göstermektedir ki ikinci yolu seçenler, yetenekli olsalar bile, hem kendilerini hem de ülkelerini tehlikeye atmaktadır. Bu tarzın belirgin örnekleri Donald Trump ve Recep Tayyip Erdoğan’da görülebilir. Trump, müttefikleriyle ilişkilerin öneminin tamamen farkında olmasına rağmen, uluslararası arenada Kanada, Meksika ve hatta Almanya’ya yönelik sert söylemleri ve sözlü saldırılarıyla defalarca, önceliğinin güç gösterisi ve medya ilgisini çekmek olduğunu göstermiştir. Ticaret tarifeleri sürecinde, ABD ekonomisi Kanada ve Çin ile iş birliğine ihtiyaç duyarken bile, onun aceleci kararları şirketlerde endişe yaratmış ve seçmen tabanındaki ılımlı desteğin bir kısmının kaybedilmesine yol açmıştır. Bu örnek, saldırganlığın itibarı ve fırsatları nasıl boşa harcayabildiği...

İnsan Kalabilmek İçin İçsel Bir Sınır. Yazar:: Güya Aydin

Resim
İnsan Kalabilmek İçin İçsel Bir Sınır Yargılamanın  ve aşağılamanın çok hızlı gerçekleştiği bir dünyada insan olmak zordur. Çoğumuz başkalarının kusurlarını öne çıkarır, kendi kusurlarımızı ise görmezden geliriz. Peki ya her yargıdan önce içimize baksaydık? Ya bize, kendi kusurlarımızın ve günahlarımızın herkesten daha büyük olabileceği hatırlatılsaydı? Bu makale bir yaşam tarzının deneyimidir: yıllardır birlikte yaşadığım ve yolumu aydınlık tutan bir yöntem. Yıllardır bir ortama girdiğimde, başkalarının kusurlarını düşünmeden önce kendime şunu söylerim: belki benim kusurlarım ve günahlarım herkesten daha büyüktür. Kendimi aşağılamak ya da korkudan değil; yargı, aşağılama ya da ayrımcılık denilen bir sınırı aşmamak için. Bu içsel hatırlatma beni hayattan uzaklaştırmadı ya da umutsuzluğa sürüklemedi; aksine yolumu aydınlık tutan bir ışık oldu. Bu bakış açısıyla, başkalarıyla yargılamadan ya da üstünlük duygusuyla yaklaşmadan ilişki kurabildim ve aynı zamanda kendimi koruyabildim. Ço...

Onur Nedir? Yazar:: Güya Aydin

Resim
  Onur Nedir? Birçok geleneksel toplumda bir erkeğin değeri ve kimliği, ailesindeki kadınlar üzerindeki kontrolüyle ilişkilendirilir. Zamanla onur, hakikat, insanlık, dürüstlük ve sorumluluk duygusu olmaktan çıkıp, kadınlar üzerinde cinselleştirilmiş bir baskı aracına dönüşmüştür. Elbette bu algı, toplumsal baskının daha az olduğu Batı toplumlarında farklılık gösterir. Ancak şu noktalar dikkate alındığında, bu aşırı hassasiyetin çoğu zaman içsel kaygı ve güvensizlikten kaynaklandığı görülür: özgüven eksikliği, toplumsal yargılanma korkusu ya da düşük özsaygı. Kişi, içsel değerlerini geliştirmek yerine yüzeysel algılara ve başkalarını kontrol etmeye tutunur. Bazı toplumlarda insanlar bu bakış açısını kişisel inançlarından değil, başkalarının ne diyeceğinden korktukları için benimser. Böylece onur, bireyin kendi vicdanıyla değil, başkaları tarafından tanımlanan bir kavram hâline gelir. Zaman zaman onur, gerçek bir ahlaki değer olmaktan çıkarak, güç uygulamak, adaletsizlik yapmak ya d...

Günümüz Maddiyatçı Dünyasında İnsan Değerinin Yeniden Düşünülmesi. Yazar:: Güya Aydin

Resim
Günümüz Maddiyatçı Dünyasında İnsan Değerinin Yeniden Düşünülmesi Günümüz toplumlarında para ve maddi varlıklar, bireylerin değerlendirilmesinde baskın ölçütler hâline gelmiştir. Servetin toplumsal bilinçte kazandığı bu merkezi konum, ahlak, dürüstlük, empati ve insani ilişkilerin niteliği gibi temel değerlerin ikincil plana itilmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda, bireyler arası ilişkiler—özellikle aile ve dostluk bağları—giderek güven ve duygusal yakınlık temelinden uzaklaşarak, ekonomik statü ve dışsal göstergeler üzerinden şekillenmektedir. Bu eğilimin doğal sonucu olarak, maddi imkânları sınırlı olsa da düşünsel ve etik açıdan yetkin bireyler çoğu zaman görünmez kılınmaktadır. Bu indirgemeci değer anlayışına karşılık, maddi sınırlılıklarına rağmen yaşamı derinlik, anlam ve estetik bütünlük içerisinde deneyimleyen bireyler de mevcuttur. Bu bireyler için yaşamın değeri “sahip olmak” üzerinden değil, “olmak” üzerinden tanımlanır. Sevme kapasitesi, etik davranış biçimleri ve maddi ölçü...

İnsan Eşitliği ve Kültürel Üstünlük Yanılsaması

Resim
İnsan Eşitliği ve Kültürel Üstünlük Yanılsaması Yazar: Gouya Roshan(Güya Aydın ) Ayrımcılık irrasyonel ve insanlık dışıdır; çünkü ten rengi yalnızca genetik farklılıkların ve farklı çevrelere uyumun bir sonucudur. Ten rengi, üstün ya da aşağı değer, zekâ, ahlak veya insanlık göstergesi değildir. İnsani ve ahlaki (aynı zamanda dini) bir bakış açısından, insan onuru herkes için eşittir; çünkü hepimiz aynı Yaratıcı’dan geliyoruz. Ten rengine dayalı yargılar, gerçeği değil; korkuyu, cehaleti, tarihsel önyargıları ve bazen de üstünlük arzusunu yansıtır. Çoğu zaman bu tür yargılar çocuklukta kültür veya yanlış toplumsal anlatılar aracılığıyla öğrenilir ve ne yazık ki sorgulanmadan kalır. Sorgulama ve empati, bu döngüyü kırmanın ilk adımlarıdır. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa ülkeleri gibi birçok Batı toplumunda kendilerini “modern” veya “ilerici” olarak gören insanlar vardır ve bu algı çoğu zaman önyargı ve kültürel farklılıklarla iç içe geçmiştir. Ancak ben bunu, mantıksal ve...

Irak Kürdistanı: Yıpratıcı Bir İstikrar ve Ertelenen Bir Gelecek

Resim
Irak Kürdistanı: Yıpratıcı Bir İstikrar ve Ertelenen Bir  Gelecek  Yazar: Gouya Roshan(Güya Aydın) Irak Kürdistanı bugün ne bir çöküşün eşiğinde ne de kalıcı bir ilerleme yolundadır. Bu coğrafyanın içine hapsolduğu durum, bu ikisi arasında bir yerde durur:  umut üretmeyen, ama krizi de patlama noktasına taşımayan yıpratıcı bir istikrar . Sessiz, yavaş ve süreklidir; toplumu aşındırır ve geleceği sürekli erteler. On yıllar süren mücadele, özerklik ve resmî kurumların inşasından sonra Kürdistan’ın temel meselesi artık “tanınmak” değildir; mesele,  özerklikten sonra nasıl yönetildiğidir . Güç kurumsallaşmak yerine parti–aile ağlarında yoğunlaştı. Devlet kuruldu, fakat hesap verebilir bir devlet değil; parlamento oluşturuldu, fakat bağımsız bir siyasi irade değil; seçimler yapıldı, fakat gerçek bir iktidar dönüşümü gerçekleşmedi. Kurumların görünümü ile gücün gerçekliği arasındaki bu uçurum, bugünkü krizin çekirdeğini oluşturuyor. Bu yapıda siyaset, değişimin aracı olmak...

Söz ile Eylem Arasındaki Çelişki: Erdoğan’ın İsrail

Resim
Söz ile Eylem Arasındaki Çelişki: Erdoğan’ın İsrail, Azerbaycan ve Bölgesel Politikanın Gerçekleri Karşısındaki Politikası Yazar: Gouya Roshan (Güya Aydın) Son on yıl boyunca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisini Tel Aviv’in bölgesel politikalarının en sert eleştirmenlerinden biri olarak defalarca tanıtmış ve İsrail’i, özellikle de Binyamin Netanyahu’yu sert biçimde eleştirmiştir. Bu tutumlar, özellikle Filistin’e ilişkin hassas meselelerde, İslam dünyası kamuoyunda geniş yankı bulmuştur. Ancak Türkiye’nin dış politikasına daha yakından bakıldığında, Erdoğan’ın sert söylemleri ile hükümetinin fiilî uygulamaları arasında derin ve yapısal bir uçurum olduğu görülmektedir. Siyasi düzeyde Erdoğan, İsrail’i insan hakları ihlalleri ve Filistinlilere karşı işlenen suçlarla suçlamakta (ki bu elbette doğrudur) ve zaman zaman “ciddi adımlar” ya da “kararlı bir karşılık”tan söz etmektedir. Buna karşın pratikte Türkiye ile İsrail arasındaki diplomatik ve ekonomik ilişkiler hiçbir za...

Bazı acılar o kadar derindir ki onaylanmaya ihtiyaç duymaz

Resim
Bazı acılar o kadar derindir ki onaylanmaya ihtiyaç duymaz .  Yazar: Gouya Roshan  ( Güya Aydın) Sadece fısıldarsın: “Gerçekten…” ve o tek kelime, söylenmemiş sözlerden oluşan bir kervanı beraberinde taşır. Ne açıklama vardır ne de devamı; o kısa kelime, yargısız, savunmasız, eksiksiz bir itiraftır.  Bazen sessizlik de soğuk bir taş gibi göğsüne oturur; nefesi çalar, sesi boğazında boğar. Ağzını açtığında ise fark edersin ki kelimelerin de ağırlığı vardır; kalıcı anıların ağırlığı, adı konmamış korkuların ağırlığı, henüz dile getirilmemiş bir yaranın ağırlığı. Sessizlik yavaş yavaş dağılır ve söz, seni çıplak, savunmasız, rüzgâra açık bırakır. Bu yüzden bazı acılar ne dile getirilir ne de saklanır; onlar sadece var olurlar…  Yanında oturur, seninle yürür, seninle nefes alır ve seninle birlikte yaşlanırlar. Ama tüm bunlara rağmen, bazen fiziksel olarak uzak olsalar bile, farkında olmadan sana çok yakın olan insanlar vardır; sanki yanında nefes alır, söylenmemiş kelime...

Hayat bir savaş alanı değildir.

Resim
  Hayat bir savaş alanı değildir. Yazar: Gouya Roshan (Güya Aydın ) Eskiden beri “hayat bir mücadeledir” denir; yani insan zorluklara katlanmalı, umudunu kaybetmemeli, teslim olmamalı, pes etmemelidir. Bu sözün anlamı, hayatta kalmak, ilerlemek ya da başkalarını yok etmek için savaşmak değildir. Ancak bu bakış açısı zamanla insanların zihnine yerleşmiş ve yaygın bir inanç hâline gelmiştir. Peki hayat gerçekten böyle midir? İnsanlar birbirleriyle savaşmak için mi dünyaya gelmiştir? Birçok insan, benim gibi, hayatı hiçbir zaman bir savaş alanı olarak görmemiştir. Ben hatırladığım kadarıyla her zaman zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldım; fakat hiçbir zaman başkalarını ilerlemek için bir basamak olarak kullanmadım. Benim için hayat, yok etmekten ziyade anlamak, inşa etmek ve birlikte yaşamaktır. Ne yazık ki bu düşünce biçimi birçok insanda farklı şekillerde yansımakta; kişiler arası ilişkilerde, eğitimde ve hatta aile içinde kendini göstermektedir. Hayat bir mücadele olarak görüld...