Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnsanlar Birbiriyle Konuşmadığında Yazar: Gouya Roshan

Resim
İnsanlar Birbiriyle Konuşmadığında Birçoğumuzun kalbinde basit ama derin bir arzu vardır: Keşke tüm insanlar birbirleriyle konuşabilseydi… gerçekten konuşabilseydi. Korkunun arkasından değil. Gururun arkasından değil. Bizi birbirimizden ayıran sınırların arkasından değil. Ve dinlemeden önce bizi susturan yargıların arkasından değil. Bugünün dünyası seslerle doludur, ama diyalog azdır. Yazıyoruz, tepki veriyoruz, slogan atıyoruz, tartışıyoruz… ama daha az dinliyoruz. Daha az oturup başka bir insanı “öteki” olarak değil, kendimize benzeyen bir insan olarak görmeye çalışıyoruz; korkuları, yenilgileri, umutları ve belki de asla ifade etme fırsatı bulamamış yaraları olan bir insan olarak. Eğer insanlar aracısız bir şekilde yan yana oturup acılarını anlatabilseydi, belki birçok yanlış anlama nefrete dönüşmeden çözülürdü. Eğer her öfke duyulma fırsatı bulsaydı, belki daha az şiddete dönüşürdü. Çünkü birçok öfkenin arkasında sessiz ve görmezden gelinmiş bir keder saklıdır. Çoğu zaman kırılganl...

Hüzün her zaman düşmanımız değildir.Yazar: Gouya Roshan

Resim
Hüzün her zaman düşmanımız değildir. Hüzün her zaman düşmanımız değildir. Bazen sessizce gelir, sessizce kalbimizin yanına yerleşir ve hiçbir ses çıkarmadan üzerimize ağırlık çöker. Hüzünden kaçarız, onu saklarız, inkâr ederiz; çünkü güçlü olmayı, gülümsemeyi ve devam etmeyi öğrendik. Ama gerçek şu ki: Hüzün insan olmanın bir parçasıdır. Hüzün, bir şeyi kaybettiğimizde ortaya çıkar: bir insanı, bir hayali, bir güveni ya da hatta kendi benliğimizle ilgili bir imgeyi. Her kayıp, içimizde küçük bir boşluk bırakır. Eğer bu boşluklar görmezden gelinirse, derin bir sessizliğe dönüşür; gecenin içinde her sesten daha yüksek çığlık atan bir sessizliğe. Bazıları hüznü zayıflık olarak görür. Oysa hüzün derinliğin işaretidir. Hiç üzülmemiş olanlar, muhtemelen hiç derinden sevmemiştir. Hüzün, bağ kurmanın bedelidir; sevmenin bedelidir. Eğer bir şey bizim için önemli değilse, onu kaybetmek bizi yıkmaz. Bu yüzden eğer yıkılıyorsak, demek ki kalbimizde değerli bir şey varmış. Hüzün, gerçekten neyin ön...

Dünya Daha mı Kirlendi, Yoksa Biz mi Daha Bilinçlendik? Yazar: Gouya Roshan

Resim
 Dünya Daha mı Kirlendi, Yoksa Biz mi Daha Bilinçlendik ?  Bazen dünyanın her zamankinden daha kirli, daha acımasız ve daha ahlaksız olduğunu düşünürüz. Sarsıcı bir haber görmek, şiddet içeren bir video izlemek ya da yolsuzluk ve adaletsizlikle ilgili bir rapor okumak, insanlığın solmakta olduğu hissini uyandırmaya yeter. Peki gerçekten bugünün dünyası geçmişten daha mı karanlık, yoksa sadece perdeler mi aralandı? Tarihe bakmak, şiddetin, savaşın, köleliğin, ayrımcılığın ve adaletsizliğin yeni olmadığını gösterir. İmparatorluklar arası savaşlardan soykırımlara, Engizisyon’dan etnik katliamlara kadar sayfaları çevirmemiz yeterlidir.  Enfal Kampanyası gibi trajediler de belgelenmiştir. Dünya her zaman karanlık bir potansiyele sahip olmuştur. Öyleyse neden bugün daha “kirli” hissediyoruz? Cevap belki de bilgidedir. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, dünyanın en ücra köşesinde yaşanan bir olay saniyeler içinde akıllı telefonumuzun ekranına düşebiliyor. Sosyal medya, bağımsız medya ...

Bağışlama Mevsimi; İnsan Hayatının En Parlak Mevsimi Yazar :Gouya Roshan

Resim
Bağışlama Mevsimi; İnsan Hayatının En Parlak Mevsimi İnsan hayatının kısa süresi içinde, bugün sahip olduğumuz tüm varlıklar, servet, yetenekler, gençlik, makam ve hatta sevdiklerimiz geçicidir. Tarih ve insan deneyimi defalarca göstermiştir ki hiçbir mülk sonsuza dek kalmaz. Bu basit ama derin hakikat bizi temel bir soruyla karşı karşıya bırakır: Eğer bir gün her şeyi geride bırakacaksak, o gün gelmeden önce neden kendi ellerimizle bağışlamayalım? Allah’ın  Kur'an ’da,  Münafıkun Suresi  10. ayette buyurduğu gibi: “Size verdiğimiz rızıklardan, sizden birine ölüm gelmeden önce infak edin…” İnsan sürekli sahip olmaya çalışır: bir ev, toprak, sermaye, şöhret ya da güç. Oysa zaman, tüm bu sahipliklerin üzerinden kayıtsızca geçer. Bugün bizim olan, yarın başkasının olabilir. Bu geçiş bir tehdit değil, bir uyarıdır; bize mülkün gerçek değerinin biriktirmekte değil, onu doğru kullanmakta olduğunu hatırlatır. Sadece kendisi için biriktirilen servet ağır bir yüke dönüşür; fakat i...

Sabır: Düşmekten Öğrendiğim Sanat - Yazan: Gouya Roshan

Resim
Sabır: Düşmekten Öğrendiğim Sanat   Tam bir kesinlikle söyleyebilirim ki, ben dünyanın en sabırsız insanlarından biriydim. Her şeye hızlıca ulaşmak istiyordum, yaptığım işin sonucunu hızlıca görmek ve hızlıca fark edilmek istiyordum. Her gecikmeyi bir yenilgi, her engeli ise bir zayıflık işareti olarak görüyordum. Sık sık yere düşer ve zarar görürdüm, ama kimse fark etmesin diye hemen ayağa kalkardım. Bu gururdan değil, yerde kalma korkusundandı. Yıllar sürdü anlamam; yetenek, şans ve motivasyon beni kurtaramazdı. Beni gerçekten sabırlı yapan şey, sabrın kendisiydi. Ama dışarıdan sakin ve soğukkanlı görünen o türden bir sabır değil; benim anladığım sabır, tekrar eden pratik ve sebatın sonucudur. Hareketsiz oturmak sabır değildir. Gerçek sabır; yorgunken devam etmek, yaralanmışken risk almak ve kimse sizi teşvik etmese bile ilerlemektir... Sabri kitaplardan değil, başarısızlık yoluyla öğrendim. Her başarısız olduğumda iki seçeneğim vardı: Vazgeçmek ve “yapamam” demek ya da yeniden a...

Yalnızlıkla dolu bir dünyada, birbirimize ihtiyacımız var- Yazar: Gouya Roshan

Resim
Yalnızlıkla dolu bir dünyada, birbirimize ihtiyacımız var . İnsanların her zamankinden daha fazla birbirine bağlı olduğu bir çağda yaşıyoruz; ama aynı zamanda her zamankinden daha yalnızız. Haberler daha hızlı yayılıyor, görüntüler anında ortaya çıkıyor; fakat çok azı gerçekten kalplere dokunuyor. Dünya uyumsuz seslerle dolu gibi görünüyor, ancak çok az kişi gerçekten dinliyor. Birçok insan kendi işleriyle meşgul; gülümsüyor, yoğun, fotoğraflar çekiyor, mesajlara cevap veriyor… ama içlerinin derinliklerinde tarif edilemez bir hüznü saklıyorlar; ne fark edilmiş ne de anlaşılmış bir hüzün. Yalnızlık ise her zaman tek başına olmak demek değildir; bazen kimsenin yanına oturmaması, kimsenin sana bir fincan çay doldurmaması demektir. Belki de bugün insanlığın en büyük ihtiyacı daha gelişmiş teknoloji ya da daha hızlı bilgi değil; insanlar arasındaki gerçek bağdır. Birinin çıkıp da “Merak etme, otur, acele etme, ben buradayım, yanındayım.” demesidir. Bir düşünün; dünyadaki yorgun ve umutsuz h...

Dijital Çağda Gizlilik– Yazar: Gouya Roshan

Resim
Dijital Çağda Gizlilik Günümüzde akıllı telefonların ve sosyal medyanın yaygın kullanımıyla birlikte veri gizliliğine yönelik tehditler her zamankinden daha fazladır. İnsanlar giderek başkalarının onuru ve kişiliğine karşı daha duyarsız hâle gelmektedir. Sokakta yaşanan küçük bir olayda bile bazı kişiler yardım etmek yerine telefonlarını çıkarıp fotoğraf çekmeyi tercih etmektedir. Bu fotoğraflar kısa sürede çevrim içi ortamda yayılabilir ve bazen bir insanın hayatını kalıcı olarak değiştirebilir. Sosyal medyanın ortaya çıkışıyla yaşam tarzımız da değişmiştir. Birçok insan partilerde ne yediğini, ne giydiğini ya da ne deneyimlediğini anında paylaşmaktadır. Rengârenk sofralar, pahalı kıyafetler ve gösterişli kutlamalar, başkaları üzerindeki etkisi düşünülmeden sergilenmektedir. Bu davranış, acı verici karşılaştırmalara, aşağılık duygusuna ve psikolojik baskıya yol açabilir. “Paylaşmak” ile “gösteriş yapmak” arasındaki sınır giderek belirsizleşmekte ve bu sınırı aşmak zararlı olabilmekted...

Ailede Ayrımcılık ve Adalet Duygusu Yazar: Gouya Roshan

Resim
Ailede Ayrımcılık ve Adalet Duygusu  Aile genellikle koşulsuz güvenlik ve huzur beklediğimiz yerdir; sevgi ve desteğin tüm üyelere eşit şekilde ulaşması gereken bir yer. Ancak bazen gerçeklik bu beklentinin gerisinde kalır ve en yakınlarımızın arasında bile adaletsizliğe tanık oluruz. Bu deneyim, adalet duygusuna sahip herkes için acı verici ve şaşırtıcı olabilir. Ailemde ve arkadaş çevremde sık sık şunu gördüm: Bazı kişiler küçük hatalar nedeniyle azarlanırken, bazıları ise en açık saygısızlıkla karşı karşıya kaldıklarında bile sanki hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor. Bu eşitsiz davranış beni derinden etkiledi; hem şaşkınım hem de üzgünüm. Bu durum beni bazı insanlardan uzaklaştırdı ve eski sevgim—kişisel olarak bana yönelmemiş olsa bile—zamanla azaldı. Bu deneyim bana şunu gösterdi: Eşitsizliğe tanık olmak, biz doğrudan adaletsizliğin mağduru olmasak bile, yürek burkucu olabilir. Standartların herkese eşit uygulanmadığını hissederiz ve bazı insanlar adaletsizliği basitçe kabul...

Kimliğim Kürttür; ne gizlenir ne unutulur.
Güya Aydin

Resim
  Kürt Olmak; Sessiz Kalmayan Bir Kök Kürt olmak, sadece nüfus cüzdanında bir kelime ya da coğrafi bir tanım değildir; insanla doğan ve son nefese kadar onunla kalan bir hafızadır. Dağlardan uzaklaşabilirsiniz, başka şehirlerde yaşayabilirsiniz, başka dillerde yazabilirsiniz; ama insanı köklerine bağlayan o görünmez ip asla kopmaz. Çoğu kişi için kimlik bir tercihtir; değiştirilebilir veya saklanabilir. Ama Kürtler için kimlik, çoğu zaman bir kader olmuştur. Uzun bir tarih, inkâr, baskı, göç ve savaş, bu adı silmeye çalıştı; fakat sonuç ters oldu: her darbe, hafızayı daha da derinleştirdi. Kürtçe sadece konuşma aracı değildir; bir duygular evidir. İçinde ninniler vardır, yas vardır, sevinç vardır ve görülmek isteyen nesillerin hikâyeleri vardır. Bir dil görmezden gelindiğinde, aslında insanın bir parçası da görmezden gelinir. Bu yüzden dili korumak yalnızca kültürel bir görev değil; insan onurunu savunmaktır. Günümüzde Kürt olmak, sınırlar arasında bölünmüş olsa da, yüreklerde bird...

Takvim Komşunun Elindeyken Yazar: Güya Aydin

Resim
Takvim Komşunun Elindeyken😀😀 Yakın zamana kadar Kanada siyaseti  buz pateni oyununa benziyordu: bol çarpışmalı ama genel olarak üzerinde uzlaşılmış kuralları olan bir oyun. İnsanlar faturalarını zamanında öder, hava durumu hakkında konuşur ve hükümete kızsalar bile en azından stratejisinin ne olduğunu bilirlerdi. Sonra birden, sınırın öte tarafından her gün bir isim hava durumu tahmini gibi belirmeye başladı:  Donald Trump . 😳 Her sabah kahve demlenmeden önce hava “yeni planların” kokusuyla doluydu; öğlene doğru planlar yine değişmiş olurdu; akşama doğru ise herkes şunu sorardı: “Şimdi ne olacak?” 😀 İşin ilginç yanı şu ki; Kanadalı siyasetçiler bunun doğal bir fenomen olduğunu fark ettiler: fırtına, gök gürültüsü ve canlı televizyon yayınının karışımı gibi bir şey. Ne kadar çok analiz ederlerse o kadar çok kafaları karışıyordu: Şemsiye mi açmalılar yoksa patlamış mısır mı yemeliler? 😅😂 Bu arada  Mark Carney  ortaya çıktı; sanki eski hesapları kapatmak, tozu sil...

Trump’ın Takviminde Dünya: Yorgun Politikacılar, Sıra Bekleyen Bir DünyaYazar: Güya Aydin

Resim
Trump’ın Takviminde Dünya: Yorgun Politikacılar, Sıra Bekleyen Bir Dünya Politika, gülmek ve küresel alışveriş… Dünyanın sadece katı diplomatik kurallarla döndüğünü düşünen herkes, Donald Trump’ın manevralarına dikkatle bakmalı. Bir anda dünya, onun masasındaki bir takvim gibi görünür; her gün farklı bir ülke, her biri bir sonraki sırayı bekler. Cumartesi?  Tebrikler, Avrupa! Yeniden müzakereye, yeniden dengelemeye ve muhtemelen yeni bir şoka hazırlanın. Pazar?  Sevgili Orta Doğu, konular değişti. Dün başka bir şey konuşuldu, bugün başka bir konu var. Pazartesi?  Asya, hesap makinelerinizi açın. Eğer rakamlar dikkatinizi çekmiyorsa, hikâyenin tamamı henüz ortaya çıkmamış demektir. Salı?  Kanada, endişelenme… Sadece durumu daha dikkatli izliyoruz. Çarşamba?  Washington. Acil haberler, acil analizler, acil skandallar. Hatta nefes almak ve dinlenmek için zaman var mı? Perşembe ve Cuma?  Medya hazır; gösteri devam etmelidir. Bu yöntem zor değil: biraz baskı, bi...

Mahabad Kalbimin Evidir Yazar: Güya Aydin

Resim
  Mahabad Kalbimin Evidir  Mahabad sadece haritada var olan bir şehir değildir; kalbimin sakin ritminde atan bir yerdir. Her sokağı bir hatıra, her sabahı yeni bir ışık, her akşamı tatlı anıların fısıltısıdır. Mahabad benim için yalnızca bir isim değil; bir histir… toprağın, sesin ve sevginin hissi. Bu ev ruhumla iç içe geçmiş durumda. İçinde acı hatıralar barındırsa da güzelliği zihnimde her zamankinden daha canlı kalmıştır. Annemin sesi hâlâ sokakta yankılanıyor gibi; artık kimsenin aynı şekilde pişiremediği yemeğin kokusu, kardeşlerimin sesi, çocukların kahkahaları ve kaygısız oyunları… İşte benim Mahabad’ım budur. Her sokak ve her dar geçit saf ve sade anılarla doludur: Gece geç saatlere kadar süren oyunlar, annemin beni eve çağırışı ve yüzümdeki toprağı silen o şefkatli el… Hâlâ gözlerimi kapattığımda o sesi duyabiliyorum; yumuşak, nazik ve huzur dolu. Bayram yaklaştığında ev canlanırdı. Güneş henüz doğmamış olurdu ama mutfak ışığı yanardı. Annem bayram yemeğini hazırlard...

Sessizliğin Günahı: İnsan Hakları Uyuduğunda , Yazan: Güya Aydin

Resim
  Sessizliğin Günahı: İnsan Hakları Uyuduğunda  İnsan olmak sadece iki kola ve iki bacağa sahip olmak değildir. İnsan olmak, tanımasak bile bir başkasının acısını hissedebilme yeteneğidir. Birinin acı çektiğini bildiğimizde sessiz kalmamaktır. Bedeli ağır olsa bile gerçeği saklamamaktır. Bazen birini hiç yakından tanımamış oluruz, fakat ona haksızlık yapıldığında kalbimiz kırılır. Milliyet, din ya da sınırlar ne olursa olsun bu empati, insanlığın hâlâ canlı olduğunun bir göstergesidir. Kalplerimiz başkalarının acısına hâlâ tepki veriyorsa, dünya bu insanlığa sırtını dönmüş olsa bile biz hâlâ insanız. Ancak adaletin koruyucuları olması gereken bazı insan hakları kurumları, insanların yaygın acılarına yeterince tepki vermemektedir. Bu cehalet değil, bir tercihtir. Hangi krizleri görüp hangilerini görmezden geleceklerine dair bir tercih. Hangi mağdurları öne çıkarıp hangilerini marjinalleştireceklerine dair bir tercih. Örneğin, Afganistan'da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ş...

Bir Yıl Dayanan Ayakkabı Yazar: Güya Aydin

Resim
  Bir Yıl Dayanan Ayakkabı İnsan, planlar ve düzenlemelerle yönlendirilen bir varlıktır. Günlük hayatımız “sonra”, “gelecek yıl”, “zamanı gelince” ve “ihtimale karşı” sözleriyle doludur. Geleceği garanti kabul ederiz; öyle ki onun için evler kurar, sigorta yaptırır ve sözler veririz. Ancak bütün bu kesinliklerin kenarında ölüm durur; olağanüstü bir olay olarak değil, soğuk bir gülümsemeyle bu manzaraya bakan değişmez bir gerçek olarak. Ayakkabısını kunduracıya verip “Onu öyle tamir et ki bir yıl dayansın” diyen adamın görüntüsü, basit ama derin bir anlam taşır. Bu ifade, insan zihninin özünü yansıtır: varlığını ve hayatta kalacağını doğal kabul eden bir zihin. Bu söz kibirden değil, alışkanlıktan doğar. Hayatı garanti saymaya alışmışızdır. Bedenimizi, giydiğimiz şeylerden daha dayanıklı sanmaya alışmışızdır. Oysa hayatın acı ironisi tam da burada gizlidir: Ayakkabı bir yıl dayanır, ama sahibi bir gün bile dayanamaz. Bu anlatıda ölüm bağırmaz, tehdit etmez, uyarmaya çalışmaz. Sadece...

Pakistan’da demokrasi neden hep yarım kalıyor?Yazar: Güya Aydin

Resim
  Pakistan’da demokrasi neden hep yarım kalıyor? Seçim gürültüsüne rağmen Pakistan’da demokrasi hiçbir zaman istikrarlı ve şeffaf bir sisteme dönüşmedi. Son yetmiş yılda gördüğümüz şey halk egemenliğinin yerleşmesi değil; kısa ömürlü sivil hükümetler, açık ve örtülü askerî müdahaleler ve siyasete yönelik derin bir kamusal güvensizlikten oluşan kısır bir döngüdür. Pakistan’daki temel sorun seçimlerin yokluğu değil, gerçek gücün halkın eline geçmesini engelleyen yapıdır. Pakistan daha kuruluş anında kriz içinde doğdu. Aceleyle kazanılan bağımsızlık, yaygın şiddet, milyonlarca mültecinin yer değiştirmesi ve Hindistan’la süregelen çatışma, kırılgan ve güvenlik merkezli bir devlet yarattı. Böyle bir zeminde demokratik kurumların gelişimi geri plana itildi ve “kontrol”, “hesap verebilirliğin” yerini aldı. Pek çok ülkeden farklı olarak Pakistan’da devlet toplumdan önce şekillendi. Parçalı bir toplum, zayıf siyasi partiler ve siyasal katılım kültürünün eksikliği, demokrasiyi yaşayan ve kur...

Kanada’daki Yerli Halklara Yönelik Süregelen Adaletsizlikler Yazar: Güya Aydin

Resim
Kanada’daki Yerli Halklara Yönelik Süregelen Adaletsizlikler İnsanlık tarihi; egemenlik, zulüm ve zorunlu göçlerle şekillenmiştir. Tarih boyunca pek çok insan adaletsizlik ve eşitsizlikle yüzleşmiş, çoğu zaman bu deneyimler kabul edilmiş ya da telafi edilmiştir. Ancak bazı gruplar için bu adaletsizlikler hâlâ sürmektedir. Bunlardan biri de günümüzde dahi bu baskının acısını yaşayan Kanada’nın Yerli halklarıdır. Tarihsel adaletsizliklerin yapısal sonuçları, onların günlük yaşamlarını etkilemeye devam etmektedir. Yerli halklar sistematik ayrımcılıkla sürekli olarak karşı karşıya kalmaktadır. Örneğin hastalandıklarında, çoğu zaman “aşırı alkol tüketimi” ile suçlanmakta ve tedavileri geciktirilmektedir. İş yerlerinde ve üniversitelerde eşit fırsatlara erişimleri sınırlıdır; sesleri nadiren duyulmaktadır. Hatta adlarını taşıyan kutlamalar bile, onların günlük yaşamlarına yönelik gerçek bir saygıyı yansıtmamaktadır. Kanada’nın bazı bölgelerinde Yerli halkların hâlâ temiz içme suyuna erişimi ...