Bağışlama Mevsimi; İnsan Hayatının En Parlak Mevsimi Yazar :Gouya Roshan

Bağışlama Mevsimi; İnsan Hayatının En Parlak Mevsimi

İnsan hayatının kısa süresi içinde, bugün sahip olduğumuz tüm varlıklar, servet, yetenekler, gençlik, makam ve hatta sevdiklerimiz geçicidir. Tarih ve insan deneyimi defalarca göstermiştir ki hiçbir mülk sonsuza dek kalmaz. Bu basit ama derin hakikat bizi temel bir soruyla karşı karşıya bırakır: Eğer bir gün her şeyi geride bırakacaksak, o gün gelmeden önce neden kendi ellerimizle bağışlamayalım?

Allah’ın Kur'an’da, Münafıkun Suresi 10. ayette buyurduğu gibi:
“Size verdiğimiz rızıklardan, sizden birine ölüm gelmeden önce infak edin…”

İnsan sürekli sahip olmaya çalışır: bir ev, toprak, sermaye, şöhret ya da güç. Oysa zaman, tüm bu sahipliklerin üzerinden kayıtsızca geçer. Bugün bizim olan, yarın başkasının olabilir. Bu geçiş bir tehdit değil, bir uyarıdır; bize mülkün gerçek değerinin biriktirmekte değil, onu doğru kullanmakta olduğunu hatırlatır. Sadece kendisi için biriktirilen servet ağır bir yüke dönüşür; fakat iyilik ve cömertlik yolunda kullanıldığında kalıcı bir ışığa dönüşür.

Bağışlama ve sadaka, ilahî iradeye uygun ahlaki ve manevi bir ilke olarak tüm kutsal metinlerde vurgulanır. Tevratİncilve Zebur de bağışlamayı; maldan, candan, bilgiden ya da itibardan vermeyi kemale ermenin, kurtuluşun ve imanın bir göstergesi olarak görür; bunu Tanrı ile kârlı bir alışveriş olarak tanımlar.

Kutsal öğretilerin ortak amacı, toplumsal eşitsizliği azaltmak ve toplum içinde fedakârlık ile şükür ruhunu güçlendirmektir. Bağışlama yalnızca mal paylaşmak değildir; umut vermektir. İnsan sahip olduklarından bir şeyi paylaştığında kalpler arasında bir köprü kurar. İhtiyaç sahiplerine yardım etmek, eğitimi desteklemek, başkaları için fırsatlar oluşturmak ya da sadece içten bir tebessüm sunmak—bunların hepsi cömertliğin birer biçimidir.

Yaygın kanaatin aksine bağışlamak insanın malını eksiltmez; aksine hayatını zenginleştirir. Birçok psikolog, cömertliğin iç huzuru ve tatmini artırdığını belirtir. İnsan bağışladığı anda “sahip olma”nın dar alanından “olma”nın geniş ufkuna geçer.

Hayat; çabalamak, inşa etmek, düşmek ve başarmak gibi aşamalardan oluşur. Fakat bunların arasında “bağışlama aşaması” özel bir yere sahiptir. Bu aşama mutlaka zenginlikle ilgili değildir. Azı olan da bağışlayabilir. Bazen bir teşvik sözü, ücretsiz bir eğitim ya da birinin derdini dinlemek, paradan daha kıymetlidir.

Bağışlama, servetin miktarından çok insanın yüreğinin genişliğine bağlıdır. Birçok kişi “yeterince” sahip olana kadar cömertliği erteler; oysa “yeterli”nin net bir sınırı yoktur. Bugün verebiliyorken bağışlamazsak, yarının fırsatının var olacağına dair ne güvencemiz var?

Gerçekten elimizde olan tek zaman şimdidir. Gelecek bir vaattir; geçmiş bir hatıra. Kalıcı bir iz bırakmak istiyorsak, başlamak için en doğru zaman bugündür.

İnsanı unutulmaz kılan şey serveti değil, başkalarının hayatında bıraktığı etkidir. Tarih boyunca cömertlerin adı yaşamaya devam etmiştir. Bağışlama zamanı, ruhsal olgunluk zamanıdır; kalbin kaybetme korkusundan arınıp daha derin bir büyümeye, huzurun, saygının ve hayatın anlamının büyümesine, güvendiği andır.

Eğer bugün sahip olduklarımız yarın yok olabilecekse, bilgelik onları gitmeden önce hayırlı bir yolda değerlendirmemizi söyler. Servetimizi sadece defterlere değil, kalplere kaydedelim.

Bağışlama, bilinçli yaşamanın sanatıdır; ve hayatımızın en parlak anlarından birinin bağışlama anı olması ne kadar güzel olurdu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu’nun Binbir Yüzlü Adamı

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah