Terörizm" Kelimesi Siyasi Bir Araca Dönüştüğünde- Yazar: Gouya Roshan ( Güya Aydin)


Terörizm" Kelimesi Siyasi Bir Araca Dönüştüğünde

Günümüz dünyasında en tehlikeli gelişmelerden biri, ağır anlamlar taşıyan kelimelerin tanımlanmadan önce yargılanmasıdır.

"Terörizm" kelimesi, ahlaki ve siyasi açıdan son derece büyük bir yük taşıyan kavramlardan biridir. Bir kişiye, gruba ya da kuruluşa bu sıfat verildiğinde, bu yalnızca siyasi bir anlaşmazlık anlamına gelmez; aynı zamanda o kişi ya da yapının davranışları, amaçları ve yöntemleri hakkında son derece ciddi bir suçlamayı ifade eder.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (Sepah Pasdaran) hakkında da yıllardır kapsamlı tartışmalar sürmektedir. Bazı devletler ve İran İslam Cumhuriyeti'nin muhalifleri, bu yapıyı terör örgütü olarak görmekte ve İran içindeki ve bölgedeki faaliyetlerini, özellikle askerî ve siyasi rolünü sert biçimde eleştirmektedir. Buna karşılık, başka bir kesim ise bu nitelendirmenin daha çok siyasi bir karar olduğunu ve dünyanın her yerinde aynı ölçütlere göre değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Ancak asıl mesele şudur:

Dünya, şiddet, sivillerin öldürülmesi, baskı ya da güvensizlik oluşturmakla suçlanan herkes karşısında aynı ölçütü mü uygulamıştır?

Eğer ölçüt adalet olacaksa, yalnızca siyasi rakiplere bu etiketi yapıştırıp diğer güçlerin davranışlarını görmezden gelmek mümkün değildir.

Dünya tarihi, savaşlar ve çatışmalar sırasında milyonlarca insanın acı çekmesine neden olmuş devletler, ordular ve gruplarla doludur; ancak onların isimleri ve siyasi konumları, haklarında yapılan yargıların farklı olmasına yol açmıştır.

Ben İran'ın siyasi sistemini savunmuyorum ve hatta birçok politikasını da kabul etmiyorum. Ancak bir hükümeti savunmamak, onun hakkında ortaya atılan her suçlamayı incelemeden kabul etmek anlamına gelmez. Adalet, hoşlanmadığımız kişiler söz konusu olduğunda bile adil olmayı gerektirir.

Günümüz dünyasının en büyük sorunlarından biri, "terörist", "özgürlük savaşçısı", "diktatör" ya da "güvenlik savunucusu" gibi kavramların bazen sabit bir ahlaki ölçüte göre değil, siyasi çıkarlara göre seçilmesidir.

Eğer bir davranış bir ülkede suç sayılıyorsa, aynı davranış başka bir ülkede de aynı ölçütle değerlendirilmelidir. İnsan hayatının değeri eşittir; İranlı, Suriyeli, Yemenli, Filistinli, Ukraynalı ya da başka herhangi bir milletten bir kurbanın kanı diğerinden ne daha az ne de daha değerlidir.

Gerçek adalet, dostlarımız ve düşmanlarımız için aynı ölçütü uygulamaya hazır olduğumuz zaman başlar.

Çünkü dünyanın en büyük ahlaki başarısızlığı yalnızca şiddetin varlığı değildir; asıl başarısızlık, bazen kendi tarafımızın şiddetini meşrulaştırırken başkalarının şiddetini mahkûm etmemizdir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Filistin: Sessizliğin Suç Ortaklığı