Tanrı gerçekten sessiz mi kaldı? ? Yazar: Gouya Roshan (Güya Aydin)
Tanrı gerçekten sessiz mi kaldı?
İnsanların derin acı ve umutsuzluk içinde gökyüzüne bakıp, "Tanrım, neden sessizsin?" diye sorduklarını sık sık duyarız.
Bu soru yüzyıllardır insanların dudaklarında yankılanmaktadır: savaş meydanlarında, hastane yataklarının başında, sevdiklerinin mezarları başında ve bütün umutların tükendiği gecelerde.
Peki, Tanrı gerçekten sessiz mi?
Yoksa biz hayatın gürültüsüne öylesine kapıldık ki artık O'nun sesini duyamıyor muyuz?
Bugünün dünyası her zamankinden daha gürültülü. Rekabet, servet, şöhret, güç, reklamlar, sosyal medya ve sayısız bitmek bilmeyen arzular kalplerimizi öylesine doldurdu ki, içimizdeki hakikatin o sessiz ve ince sesini duymaya artık fırsat kalmadı.
Eğer Tanrı gerçekten yarattıklarıyla iletişim kurmak isteseydi, bunu elbette yüksek bir sesle yapmazdı.
Belki de O'nun mesajı, seher vaktinin sessizliğinde, çocuğu için dua eden bir annenin gözyaşlarında, ihtiyaç sahiplerine fedakârca uzanan bir elde, yaptığı bir hatadan sonra huzursuz olan vicdanda ya da sade bir gülümsemeyle iyiliği çağıran bir çocuğun yüzünde gizlidir. Buna rağmen biz, doğa yasalarını zorlayan mucizeler arıyoruz; oysa belki de en büyük mucize, insan vicdanının uyanışıdır.
Zulme tanık olduğumuzda ve yüreğimiz sızladığında, bu yalnızca bir duygu mudur, yoksa bizi insanlığı savunmaya çağıran bir haykırış mıdır?
Karanlığın ortasında, görünürde hiçbir sebep yokken iyilik yapma isteği duyduğumuzda, bu yalnızca rastgele verilmiş bir karar mıdır, yoksa içimizde hâlâ sönmemiş bir ışık mıdır?
Tanrı belki de her gün bizimle konuşuyor; fakat biz O'nun sesini gökten duymayı bekliyoruz, oysa O bu sesi vicdanımızın derinliklerine yerleştirmiştir.
Sorun, Tanrı'nın bizden uzaklaşmış olması değildir; asıl sorun, insanların kendilerinden uzaklaşmış olmalarıdır.
Dış dünyayı şekillendirmekle öylesine meşgul olduk ki, iç dünyamızın yıkımını fark edemez olduk. Evlerimiz büyüdü, ama kalplerimiz bazen her zamankinden daha kapalı hâle geldi. Bilgiye erişimimiz arttı, fakat bilgelik ve huzur hayatımızda giderek daha az yer bulmaya başladı.
Belki de bu yüzden, bunca imkâna rağmen birçok insan kendini boşlukta hissediyor. Çünkü kaybettikleri şey para, makam ya da şöhret değil; insan kalbiyle Yaratanı arasında bir zamanlar var olan bağı kaybetmiş olmalarıdır.
Tanrı yalnızca zorluk zamanlarında aranmamalıdır. Eğer O'nu sadece acı günlerde hatırlarsak, huzurlu günlerde sesini hiç duyamayabiliriz. Tanrı ile kurduğumuz ilişki, varlığını her zaman hissettiğimiz ışıkla kurduğumuz ilişkiye benzer; ta ki her gün pencereyi ona kapatana kadar. Belki de sorularımızın çoğunun cevabı gökyüzünde değil, kendi içimizdedir; vicdanın, sevginin, affetmenin ve umudun hâlâ yaşadığı yerde.
Tanrı hâlâ seher vaktinde, her insanın kalp atışında, her çocuğun gülümsemesinde, iyilik yapan her insanın ellerinde ve yaptığımız güzel bir davranıştan sonra içimizi dolduran huzurda bizimle konuşmaktadır.
Öyleyse, dünyanın gürültüsü içinde sesi kaybolan Tanrı değil, biziz. Ve belki de o sesi yeniden duyabilmenin ilk adımı daha yüksek sesle bağırmak değil, biraz daha sessiz yaşamaktır.
?
Yorumlar