Kanada Hükûmeti: Dünyaya Cömert, Kendi Halkına Kayıtsız
Kanada hükûmeti bugünlerde kendi vatandaşlarının sesinden çok, uluslararası kuruluşların alkışlarını duyuyor gibi görünüyor. Neredeyse her birkaç haftada bir, başka bir ülkeye milyarlarca dolarlık yardım yapılacağına dair yeni bir açıklama geliyor. Sanki bu hükûmetin en önemli görevi, kendi halkının sorunlarını çözmek değil de dünyanın sorunlarını çözmekmiş gibi.
Oysa devlet binalarından çıkıp insanların gerçek yaşamına girmek yeterlidir.
Orada artık güzel sloganlar yoktur. Kirasını ödeyemeyen aileleri görürsünüz. Belki de hayatları boyunca hiç ev sahibi olamayacaklarını düşünen gençleri görürsünüz. Bir ömür çalıştıktan sonra faturalarına ve sağlık giderlerine endişeyle bakan yaşlıları görürsünüz. Gıda bankalarının önündeki kuyruklar her geçen gün uzuyor ve tam zamanlı çalışan binlerce insan bile hayatını sürdürebilmek için gıda yardımına ihtiyaç duyuyor.
İşte bu, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olduğunu iddia eden Kanada'dır.
Soru basittir: Halkı yaşam maliyetinin ağır yükü altında ezilen bir ülke, sınırlarının dışındaki harcamalar konusunda nasıl bu kadar cömert olabiliyor?
Hükûmet küresel dayanışmadan söz ediyor. Oysa dayanışma önce evde başlar. Hiçbir hükûmet, vergi mükelleflerinin parasıyla dünyayı kurtaran bir kahraman rolüne soyunurken, aynı vergi mükelleflerinin her geçen gün daha ağır ekonomik sıkıntılar yaşamasını görmezden gelmemelidir.
Bugün artık yalnızca yoksullar zarar görmüyor. Kanada ekonomisinin bel kemiği olan orta sınıf yavaş yavaş eriyor. Küçük işletme sahipleri artan maliyetlerle mücadele ediyor. Tam zamanlı çalışan birçok insan bile kira, faturalar ve temel gıda ihtiyaçlarını karşılayabilme konusunda endişe duyuyor. Bunlar kâğıt üzerindeki istatistikler değil; milyonlarca Kanadalının günlük yaşam gerçeğidir.
Kendi halkına ekonomik güven sağlayamayan bir hükûmet, hangi mantıkla başkalarının refahından kendini sorumlu görebilir? Uluslararası itibar, evinin kirasını ödeyememekten korkan bir annenin huzurundan daha mı değerlidir? Yabancı siyasetçilerin övgüsü, artık aile kurma umudunu yitirmiş bir gencin geleceğinden daha mı önemlidir?
Hiç kimse savaşın ve insani felaketlerin mağdurlarına yardım edilmesine karşı değildir. Ancak her hükûmetin ilk görevi kendi vatandaşlarına karşıdır. Bu ilke tersine döndüğünde, kamu güveni de sarsılır. Vatandaşlar şu soruyu sormakta tamamen haklıdır: Neden bizim sorunlarımız söz konusu olduğunda bütçe hep yetersiz oluyor da, dış projeler ve uluslararası taahhütler için kaynak her zaman bulunabiliyor?
Hükûmetler konuşmalarıyla değil, halklarına sundukları yaşam kalitesiyle büyürler. Eğer vatandaşlar ikinci plana itildiklerini hissederlerse, hiçbir uluslararası ödül, hiçbir diplomatik takdir ve hiçbir küresel övgü bu adaletsizlik duygusunu ortadan kaldıramaz.
Kendi evini düzene koyamamış bir hükûmet, dünyayı düzeltme iddiasında bulunmamalıdır. Gerçek saygı ülkenin kendi sınırları içinde başlar; insanların sofrasından, ailelerin başının üzerindeki çatıdan ve her vatandaşın kendi ülkesinde hissetmeyi hak ettiği huzurdan.
Yazar: Gouya Roshan

Yorumlar