Erdoğan; Ortadoğu’da Usta Bir Oyuncu
Erdoğan; Ortadoğu’da Usta Bir Oyuncu
Yalnızca bir dile akademik ve diplomatik Türkçeye değil, sokak ve günlük hayatın diline, hâkim olan biri, Türkiye’nin iç siyasetinde ve Ortadoğu’nun karmaşık oyununda nasıl bu kadar kurnaz ve hesapçı olabilir?
Gerçekten altın madalyayı hak ediyor!
Ne dilbilim yeteneği nedeniyle, ne de klasik diplomasisi nedeniyle; aksine, bu sade ve günlük dille siyaseti öylesine ustaca oynayabilmiş olması nedeniyle ki, birçok eğitimli ve çok dilli siyasetçi hâlâ onun oyununun kurallarını anlayabilmiş değil.
Erdoğan’ı sıradan bir siyasetçi olarak görmek mümkün değil. Yıllardır siyasette sabit ilkelere bağlılıktan çok fırsatlara, çıkarlara ve güç dengelerine baktığını gösteriyor.
Bugün bir tarafla el sıkışıyor, yarın diğer tarafla müzakere ediyor ve gerektiğinde ertesi gün aynı iki tarafı birbirine karşı konumlandırabiliyor; üstelik bunlardan herhangi birinden sonsuza kadar vazgeçmek zorunda da kalmıyor.
Bu, Ortadoğu’da işe yarayan bir beceridir.
Erdoğan bu bölgede sloganların halk için olduğunu çok iyi anlamış durumda; müzakere masasında önemli olan ise güç, para, coğrafya ve baskı unsurlarıdır.
“Dostluk ve kardeşlikten” söz ediyor, ancak konu Türkiye’nin çıkarlarına geldiğinde kardeşliğin de kendine özgü hesapları var.
Irak bir komşu ve ortaktır, ancak Irak vatandaşları Türkiye’de ikamet etmek istediklerinde çeşitli kısıtlamalar ve ikamet kurallarıyla karşı karşıya kalıyor.
Kürdistan Bölgesi ekonomik bir ortaktır, ancak Türkiye aynı zamanda kendi güvenlik, ekonomik ve siyasi çıkarlarının peşinden gidiyor.
Suriye bir ulusal güvenlik meselesidir, ancak aynı güvenlik meselesi Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu artırmak için kullandığı bir araca da dönüşmüştür.
Avrupa bir ortaktır, ancak göç bir baskı kartına dönüşebiliyor.
Rusya hem rakip hem ortak; Amerika Birleşik Devletleri müttefik ve aynı zamanda müzakere masasında karşı taraf; Arap ülkeleri ise bazen dost, bazen ekonomik rakip.
Erdoğan’ın sözlüğünde görünüşe göre hiçbir ilişki, yeniden hesaplanamayacak kadar kutsal değil.
Onu Ortadoğu’da böylesine usta bir oyuncu yapan da budur.
Ama bir şeyi unutmamak gerekir:
Usta bir oyuncu olmak, mutlaka büyük bir siyasetçi ya da etik bir siyasetçi olmak anlamına gelmez. Bir insan oyunun kurallarını çok iyi biliyor olabilir; ancak bunun bedelini kendi vatandaşları ve komşuları ödeyebilir.
Erdoğan siyasetin akademik dilini ve onun karmaşık terminolojisini bilmiyor olabilir, ancak güç dilini çok iyi anlıyor.
Ne zaman gülümseyeceğini, ne zaman tehdit edeceğini, ne zaman geri adım atacağını ve ne zaman geri döneceğini biliyor.
Ve belki de onun en büyük becerisi budur:
Her geri adımı bir “zafer”, her anlaşmayı “diplomasi” ve her pozisyon değişikliğini “siyasi zorunluluk” olarak sunabilmek.
Bu nedenle Erdoğan’ın siyasi davranışlarına baktığımda, sözlerinden çok hamlelerine bakıyorum.
Siyasette sözler kulaklar içindir;
hamleler ise gerçekler içindir.
Ve Erdoğan, en azından bu oyunda, hâlâ Ortadoğu sahnesinin en usta oyuncularından biridir.

Yorumlar