Britanya; Kanada Üzerindeki Baskı Karşısında Sessizlik Nereye Kadar?

Britanya; Kanada Üzerindeki Baskı Karşısında Sessizlik Nereye Kadar?




Kanada ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilimlerin giderek arttığı bir dönemde, Britanya’nın tutumuna ilişkin ciddi bir siyasi soru ortaya çıkıyor: Washington’ın en yakın ortaklarından biri üzerindeki baskısı karşısında Londra ne kadar daha açık ve net olmalıdır?

Bu, Britanya’dan Amerika Birleşik Devletleri ile karşı karşıya gelmesini istemek anlamına gelmiyor. Londra ile Washington arasındaki ilişki Britanya açısından stratejik öneme sahiptir ve iki ülke arasındaki savunma ve güvenlik alanlarındaki iş birliği derin ve kapsamlıdır. Ancak dış politika yalnızca güvenlik ve ekonomik kaygılardan ibaret değildir; siyasi güvenilirlik ve ilkelere bağlılık da bunun bir parçasıdır.

Kanada ve Britanya yalnızca diplomatik ilişkilere sahip iki ülke değildir. İki ülke arasındaki ekonomik, siyasi, güvenlik ve insani ilişkiler hâlâ kapsamlıdır ve 1 Eylül 2026 itibarıyla Britanya’nın CPTPP’ye katılımına ilişkin protokolün Kanada ile Britanya arasındaki uygulaması da pratik aşamaya girmiştir.

Bu koşullarda Londra’nın Kanada ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ticaret müzakerelerine mutlaka müdahale etmesi beklenmiyor. Asıl beklenti basit bir ilkeye bağlı kalınmasıdır: Ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar, başka bir ülkenin egemenliğini, meşru çıkarlarını ve kendi kararlarını bağımsız biçimde alma hakkını göz ardı etmek için bir gerekçeye dönüşmemelidir.

Kanada şu anda Washington ile istikrarı, güvenilirliği ve dengeli bir anlaşmayı esas alan bir tutumla müzakere ediyor. Mark Carney de Kanada’nın her iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek bir anlaşmaya hazır olduğunu açıkça belirtti. Ancak istikrar ve güvenilirlikten yoksun bir anlaşma kabul edilemez.

Dolayısıyla mesele yalnızca gümrük tarifeleri değildir.

Bir ticaret anlaşmazlığı ulusal egemenlik, iç politika ve bir ülkenin kendi ekonomik ve kültürel yolunu belirleme hakkı gibi konulara uzandığında, artık yalnızca bir pazarlık aracı olarak değerlendirilemez.

Britanya bu noktada basit ama önemli bir seçimle karşı karşıyadır: Washington ile stratejik ilişkiler, Amerika’nın tutumu konusunda görüş belirtirken temkinli olmak anlamına mı gelmelidir, yoksa Londra Washington ile ilişkilerini korurken aynı zamanda yakın bir ortağı üzerindeki her türlü olağandışı baskıya karşı ilkeli bir tutum sergileyebilir mi?

Bu sorunun cevabı yalnızca Kanada açısından değil, Britanya’nın uluslararası sistemdeki konumu açısından da önemlidir.

Hukuka dayalı uluslararası düzeni, ulusal egemenliği ve serbest ticareti savunan bir ülke, bu ilkelere yalnızca koşullar elverişli olduğunda değil, her durumda atıfta bulunduğunda daha fazla güvenilirlik kazanır.

Kanada Britanya’nın kendi adına karar vermesini beklemiyor. Aynı şekilde Londra’nın Washington ile doğrudan bir çatışmaya girmesine de gerek yok. Ancak “müdahale” ile “sessizlik” arasında başka seçenekler de vardır: diplomasi, açık ve doğrudan diyalog, kurallara uyulması ve karşılıklı saygının vurgulanması.

Uluslararası siyasette sessizlik her zaman tarafsızlık anlamına gelmez. Bazen sessizlik, kasıtlı olmasa bile, bir ortağa baskı uygulamanın siyasi maliyetinin çok yüksek olmadığı izlenimini yaratabilir.

Ve Londra’nın bu noktayı daha dikkatli düşünmesi gerekir.

Ülkeler arasındaki yakın ilişkiler, ortak çıkarların ortak ilkelerle birlikte var olduğu zaman gerçek değerini gösterir; biri diğerinin feda edilmesi pahasına değil.

Britanya’nın kendi ulusal çıkarlarını takip etme hakkı vardır. Kanada’nın da aynı hakkı vardır.

Ancak sonuçta ülkeler arasındaki ilişkileri ayakta tutan yalnızca anlaşmalar ve ekonomik çıkarlar değildir; güvendir.

Ve güven, her şeyden önce, ilkeleri savunmanın en kolay siyasi tercih olduğu anlarda sınanır.


Yazar: Goya Roshan. Tüm hakları saklıdır.


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Kendime Dönüşün Sessiz Hikâyesi