Bir Deli ile Donald Trump Arasındaki Fark Nedir?

Bir Deli ile Donald Trump Arasındaki Fark Nedir?

Eğer sıradan bir vatandaş Ay’ın sahibi olduğunu iddia etseydi, hiç kimse onu ciddiye almazdı. İnsanlar güler ve onun deli olduğunu söylerdi. Ancak güçlü bir ülkenin cumhurbaşkanı böyle bir iddiada bulunduğunda, bu kesinlikle komik değildir.

Elbette bu, Donald Trump’ın güç anlayışının yalnızca küçük bir örneğidir; bu anlayışta gerçeklik ile kişisel arzu, siyasi otorite ile mülkiyet, güç ile adalet arasındaki sınırlar silikleşmiş ve hatta tehlikeli hâle gelmiştir.

Bu nedenle, bu küçük sorunu görmezden gelmemeliyiz. Çünkü gelişmelerin gidişatına bakılırsa, onun mantıksız talepleriyle karşı karşıya kalmaya hazırlıklı olmalıyız: bugün Ay, yarın Güneş, ertesi gün başka ülkelerin toprakları ve ardından tüm insanlık!

İlk bakışta bu bir abartı gibi görünebilir. Ancak sorun tam da toplumun bu saçmalığa küçümseyici bir kahkahayla karşılık vermesinde yatıyor; “Bu talep nereden geliyor?” diye sormamasında değil.

Sıradan bir siyasetçi hata yapabilir, yalan söyleyebilir, sahte vaatlerde bulunabilir veya yanlış kararlar verebilir. Ancak dünyanın en güçlü ülkelerinden birinin lideri, talepleri konusunda fiilen hiçbir sınırı olmadığını tekrar tekrar gösterdiğinde, bu artık yalnızca bireysel davranış meselesi değildir.

Bu, sınırsız gücün tehlikeli olduğunu gösterir. Çünkü kendisini hukukun, kurumların, siyasi geleneklerin ve hatta gerçekliğin üzerinde gören bir güç, artık yalnızca yönetim aracı değildir; kendi görüntüsünü milyonlarca insana dayatabilir. Ve “delilik” sorununun paradoksu da budur. Delilik bir hastalık olarak anlaşılmamalıdır. Bu, arzu ile gerçeklik arasındaki tehlikeli bir uçurumdur; bu durumda kişi kendi gücüne o kadar güvenmektedir ki arzuyu yetenekle, yeteneği de arzuyla karıştırmaktadır.

Tarih gösteriyor ki en tehlikeli siyasetçiler mutlaka deli gibi görünen kişiler değildir; bazen kendi arzularını gerçekleştirecek güce, servete ve kaynaklara sahiptirler.

Sıradan bir insan dünyaya sahip olmanın hayalini kurabilir, ancak sonunda hiçbir şey elde edemez.

Ama bu düşünce yapısına sahip biri bir süper gücün ordusunu, ekonomisini, silah sistemlerini ve dış politikasını kontrol ettiğinde, onun kişisel hayalleri artık yalnızca kendi sorunu değildir.

Bu hayaller başkalarına zarar verir.

En büyük hata, her zaman bu davranışın karşısında gözlerimizi kapatmak ve “Olan budur” demektir.

Hayır. Bir ülkenin cumhurbaşkanı “Olan budur” diyerek sorumluluktan kaçamaz. Savaş ve barış, milletler arasındaki ilişkiler ve milyonlarca insanın kaderi hakkında karar verme gücüne sahip olanlar, gerçekliğin, hukukun ve gücün sınırlarıyla herkesten daha fazla yüzleşmek zorundadır.

Toplum bu anormal davranışa ne kadar çok alışırsa, sorun da o kadar ağırlaşır.

Bugün garip bir iddia. Yarın daha da çirkin bir iddia. Ertesi gün ise bir zamanlar düşünülemez kabul edilen bir karar. Sonunda, herkesin bir zamanlar imkânsız gördüğü şey tartışma konusu hâline gelecektir.

İşte bu yüzden bu konu çok önemlidir. Savaş ve barış, milletler arasındaki ilişkiler ve milyonlarca insanın kaderi hakkında karar verenler, gerçekliğin, hukukun ve gücün sınırlarıyla herkesten daha fazla yüzleşmek zorundadır. Dünya, gücü ne kadar fazlaysa başkalarının kaderi hakkında karar verme hakkının da o kadar fazla olduğuna inanan siyasetçilere ihtiyaç duymuyor. Siyasi güç bir emanettir, bir mülk değildir. Cumhurbaşkanlığı kişisel bir ayrıcalık değil, hukuk ve halk tarafından belirli bir süre için bir kişiye verilen bir sorumluluktur.

Dolayısıyla siyasi güç hiç kimseyi insanlığın efendisi yapmaz. Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca sivil, kendi aptalca kararlarının bedelini canları ve mallarıyla ödüyor.

Bununla birlikte, sınırsız güç anlayışının yayılmasını kontrol altına almazsak, bu sayının er ya da geç katlanarak artacağını ve dünyanın yavaş yavaş yok oluşa doğru ilerleyeceğini belirtmek gerekir. Kendilerini sınırsız güce sahip görenler, bir gün kontrol ettiklerini düşündükleri dünyayı yakmak için bu çılgınlıktan yararlanacaklardır. O zaman bu çılgınlıkla alay etmek artık yeterli olmayacaktır.

Yazar: Gouya Roshan
Tüm hakları saklıdır


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Kendime Dönüşün Sessiz Hikâyesi