Sultan ve Veliaht Prensli Cumhuriyet

                            
Sultan ve Veliaht Prensli Cumhuriyet

Türkiye hâlâ bir cumhuriyet; merak etmeyin, taç müzeden kaybolmadı! Ancak bazı siyasi uygulamalar o kadar monarşiyi hatırlatıyor ki, sanki tarih arka kapıdan sessizce içeri süzülmüş.

Bir cumhuriyette güç, doğal olarak halktan kaynaklanmalı ve sonunda yine halka dönmelidir. Ancak bir siyasetçi yirmi yılı aşkın bir süre boyunca iktidarın merkezinde kalırken, aile üyelerinin isimleri de aynı güç alanında sürekli olarak ortaya çıkıyorsa, artık yalnızca bir siyasetçiden söz etmiyoruz; bir güç kültüründen söz ediyoruz. Gücün zamanla kendisini yeniden ürettiği bir kültürden...

Çünkü yirmi yılı aşkın süredir tek bir kişinin elinde bulunan güç, ailesine doğru yaklaşmaya veya gücün aileye aktarılmasının yolu yavaş yavaş açılmaya başladığında, kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor: Hâlâ bir cumhuriyetin gücüyle mi karşı karşıyayız, yoksa yalnızca cumhuriyet kılığına girmiş bir güçle mi?

Buradan başka bir soru daha doğuyor: Bunca yıl boyunca yapılan seçimler yalnızca seçme görüntüsünü korumak için mi düzenlendi ve insanlar, kendileri bile farkında olmadan, sonunda neye oy vermeleri gerektiği konusunda önceden belirli bir yöne mi yönlendirildi?

Eğer bu değerlendirme doğruysa, artık sıradan bir cumhuriyetle karşı karşıya değiliz; gücünü sandığın arkasına gizleyen bir tür monarşiyle karşı karşıyayız.

Bu nedenle belki de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) politikalarını yeniden değerlendirme zamanı gelmiştir. Çünkü Türkiye, son yirmi yılda, gerçek bir cumhuriyetin anlamından giderek uzaklaşmıştır.

Çünkü bazen zaman, siyasetçinin kendisinden daha önemli bir rol oynar.

Bazen bir cumhurbaşkanının iktidarda yeterince uzun kalması, cumhuriyet ile monarşi arasındaki çizginin yavaş yavaş silinmesi için yeterlidir.

Ve bu süreçte cumhuriyetin gücü de yavaş yavaş aşınır; özellikle toplum “babanın” varlığına ve gücüne alıştığında.

Bugün baba hâlâ gücün merkezindedir ve birdenbire oğlunun adı ülkenin siyasi geleceğine ilişkin öngörülerde ortaya çıkmaya başlar. Başka bir ifadeyle, Bilal Erdoğan, halk tarafından henüz seçilmeden, “geleceğin bir seçeneği” olarak sunulmaktadır.

Elbette bu basit bir mesele değildir.

Türkiye; uzun bir tarihe, zengin bir kültüre ve karmaşık bir topluma sahip büyük bir ülkedir. Türkiye halkı adaylarını ve siyasi programlarını kendisi seçmeli, ülkenin geleceğini tek bir kişinin soyadına bağlamamalıdır.

Belki de cumhuriyetin anlamı üzerine bir kez daha düşünmenin zamanı gelmiştir.

Cumhuriyet, hiç kimsenin ülkenin sahibi olmaması demektir.

Ne Cumhurbaşkanı.

Ne parti.

Ne ordu.

Ne aile.

Ülke miras değildir; iktidar da miras bırakılmamalıdır.

Ancak Bilal’in, yetenekleri ve siyasi programlarıyla tanınmadan önce, babasının soyadı nedeniyle geleceğin bir seçeneği olarak sunulduğu bir noktaya gelirsek...

O zaman soru artık şu değildir:

“Kim seçilecek?”

Asıl soru şudur:

“Türkiye bir cumhuriyetten aile monarşisine nasıl dönüştü?”

Yazan: Gouya Roshan — Tüm hakları saklıdır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Kendime Dönüşün Sessiz Hikâyesi