Tanrı'nın yolundan bilerek saparken, O'ndan merhamet bekleyebilir miyiz? Yazar: Gouya Roshan
Tanrı'nın yolundan bilerek saparken, O'ndan merhamet bekleyebilir miyiz?
İnsan bazen kendi içinde en şaşırtıcı çelişkileri taşır. Bir yandan Allah'a dua eder, O'ndan yardım ister ve rahmetine umut bağlar; diğer yandan ise Allah'tan geldiğine inandığı yolu bile bile terk eder.
Zor ama gerekli soru şudur:
İnsan, Yaratıcısının emirlerini görmezden gelirken, ihtiyaç anında Allah'ın rahmet kapılarının kendisine her zaman açık olmasını nasıl bekleyebilir?
Bir kişi bir doktora saygı duyuyor, reçetesini alıyor ve onun bilgisine güvendiğini söylüyor; fakat bilinçli olarak bütün tavsiyelerini çiğniyorsa, hiçbir şeyi değiştirmeden sağlığına kavuşmayı bekleyebilir mi?
Biz müminlerin inancına göre Allah, sadece sıkıntı anlarında hatırlanacak biri değildir. O, Yaratan, yol gösteren ve hayatın mutlak sahibidir. Eğer insan Allah'ın kendisini yarattığına ve onun içini de dışını da bildiğine inanıyorsa, kendi isteklerini O'nun hikmetinin üstünde nasıl görebilir?
Elbette hata yapmak insan tabiatının bir parçasıdır. Hiç kimse hatasız değildir. İnsan bazen zayıflık, öfke, gaflet veya bilgisizlik sebebiyle yanlış yapar. Fakat tökezleyip Allah'a yönelen kişi ile gerçeği bildiği hâlde kibirle ona sırt çeviren kişi arasında büyük bir fark vardır.
İnsanın en büyük sorunu her zaman bilmemek değildir; bazen bilmek ama bildiğiyle amel etmemektir.
İnsan, hayatının en küçük işleri için bile düzen ve kurallar ister. Bir ev inşa ederken mühendislik kurallarına uyar; hastalığını tedavi etmek için doktorun tavsiyelerini ciddiye alır; başarıya ulaşmak için zorluklara katlanır. Fakat hayatın en büyük gerçeği olan Yaratanıyla ilişkisi söz konusu olduğunda, bazen nefsinin isteklerini ilahî hidayetin önüne koyar.
İnsanın Allah'tan adalet, rahmet ve bağışlanma istemesi; buna karşılık O'nun emirleri karşısında tevazu göstermeye yanaşmaması bir çelişki değil midir?
Elbette Allah'ın rahmeti sonsuzdur ve samimiyetle pişman olan hiçbir insan için tövbe kapısı kapanmaz. Ancak ilahî rahmet, kişinin kendi inancıyla çeliştiğini bildiği bir yolda yürümeye devam etmesi için bir mazeret olmamalıdır.
Allah, öfkesinden dolayı intikam alan bir insan gibi değildir. Biz müminlerin inancına göre O, Rahmân'dır ve Rahîm'dir. Fakat gerçek sevginin sorumluluk olmadan anlamı olmadığı gibi, amel ile desteklenmeyen iman da yalnızca bir iddiadan ibaret kalır.
Belki de insanın en büyük aldanışı, her zaman vakti olduğunu, her zaman geri dönebileceğini ve gerçeği hep yarına erteleyebileceğini sanmasıdır. Oysa insan ömrü bir gölge gibi geçer. Bir gün gelir ki seçim yapma fırsatı sona erer ve geriye sadece yapılan seçimlerin sonuçları kalır.
Bu nedenle asıl soru, Allah bağışlar mı bağışlamaz mı değildir; çünkü O'nun rahmeti sonsuzdur. Asıl soru şudur:
Biz gerçekten Allah'ı seven kullar mıyız, yoksa O'nu sadece yardımına ihtiyaç duyduğumuz zaman mı istiyoruz?
Ne mutlu, Allah'ı yalnızca sıkıntı zamanlarında değil, hayatının her anında hazır ve kendisini gören olarak kabul eden ve attığı her adımın O'nun rızasını kazanacağı bir yolda olmasına gayret eden kimseye.
Allah'ım, bize öyle bir başarı ve lütuf ver ki, Seni tanımamız yalnızca dilimizde kalmasın; seçimlerimizde, davranışlarımızda ve hayatımızda da açıkça görülsün.

Yorumlar