Erdoğan; Sandıkla Gelen Diktatör Yazar: Gouya Roshan
Erdoğan; Sandıkla Gelen Diktatör
Diktatörlük sadece seçimlerin yapılmaması anlamına gelmez; asıl olarak seçimlerin artık iktidarı denetleyemediği noktada başlar. Eleştirel medya susturulduğunda, gazeteciler hapse atıldığında, muhalif siyasetçiler yargılandığında ve yargı bağımsızlığını kaybettiğinde, yalnızca seçimlerin yapılmasına bakarak bir ülkede demokrasiden söz etmek mümkün değildir.
Erdoğan yıllar önce özgürlük, reform ve adalet vaatleriyle iktidara geldi; ancak zaman içinde gücü kendi ellerinde toplamaya başladı. Bugün, hükümeti denetlemesi gereken birçok kurum siyasi gücün etkisi altında kalmıştır. Bu, dünyanın birçok yerindeki otoriter yönetimlerin izlediği yola benzer bir süreçtir.
Bana göre gerçek bir lider, karşıt görüşleri dinlemeye tahammül edebilen kişidir. Gazeteciden, üniversite hocasından veya eleştirel bir siyasetçiden korkmayan kişidir. Çünkü bir yönetim kalemden, düşünceden ve eleştiriden korkuyorsa, bu güç göstergesi değil; korkunun göstergesidir.
Kendisini hukukun ve halkın üzerinde gören bir siyasetçi iktidarda kalmamalıdır. Çünkü iktidar halkın emanetidir; bir kişinin özel mülkü değildir. Bir lider kendi varlığını ülkenin varlığıyla eşit görmeye başladığında, o ülkenin demokrasisinin tehlikede olduğunun işaretidir.
Bu nedenle, Türkiye’de birçok insanın gözünde Erdoğan artık yalnızca bir cumhurbaşkanı değildir; demokratik bir liderden çok, bir diktatörün özelliklerini taşıyan bir figüre dönüşmüştür.
Tarih, devlet propagandalarıyla değil; özgürlük, adalet ve halkın haklarına duyulan saygıyla karar verir. Hiçbir güç, ne kadar uzun süre iktidarda kalırsa kalsın, bu tarihi değerlendirmeden sonsuza kadar kaçamaz.
Ne yazık ki Erdoğan’ın yönetim tarzı ve davranışları, onun Türkiye’yi kişisel mülkü ya da atalarından kalmış bir miras gibi gördüğü yönünde bir algı oluşturmaktadır. Demokratik bir sistemde hiçbir siyasetçi ülkenin sahibi değildir; onlar yalnızca halkın oylarıyla belirli bir süre ülkeyi yönetmekle sorumlu kişilerdir. Ancak bir yönetici yıllarca iktidarda kalır, yasaları kendi lehine değiştirir, eleştirileri bastırır ve her türlü muhalefeti devlete yönelik bir tehdit olarak görürse şu soru ortaya çıkar: Kendini hâlâ halkın hizmetkârı mı, yoksa ülkenin sahibi mi olarak görmektedir?
Asıl dikkat çekici olan, Erdoğan’ın yıllardır Türkiye’nin onsuz yönetilemeyeceği izlenimini veren bir tavır sergilemesidir. Bu, tarihte birçok diktatörün gösterdiği bir düşünce biçimidir: Devlet ile liderin aynı şey olduğu anlayışı ve devlete yönelik her eleştirinin halka düşmanlık olarak gösterilmesi.
Türkiye Erdoğan’a ait değildir; Türkiye, farklı düşüncelere, inançlara ve görüşlere sahip 80 milyondan fazla vatandaşına aittir. Hiçbir cumhurbaşkanı veya başbakan, bir milletin geleceğinin kendi varlığına bağlı olduğu düşüncesiyle hareket etme hakkına sahip değildir.
Güç, bir kişinin elinde geçici bir emanettir; aile mirası değildir. Erdoğan da bu kuralın dışında değildir.

Yorumlar