En Tehlikeli Hapishane, Duvarı Olmayan Hapishanedir Yazar: Gouya Roshan
Hapishane, kelimesini duyduğumuzda aklımıza yüksek duvarlar, demir parmaklıklar, kilitli kapılar ve silahlı gardiyanlar gelir. Mahkûmu, hareket özgürlüğünü kaybetmiş biri olarak düşünürüz. Oysa dünyanın en tehlikeli hapishanelerinin çoğunun ne görünen duvarları vardır ne de kapılarında görünen kilitler.
Birçok insan özgürce yürür, çalışır, güler, alışveriş yapar, seyahat eder ve hatta özgürlük üzerine konuşur. Ama yıllardır görünmez bir hapishanede yaşamaktadır. Korkudan, alışkanlıklardan, önyargılardan, bağımlılıklardan, propagandadan ve başkalarının yargılarından örülmüş bir hapishanede...
Korku, insanlığın en büyük gardiyanlarından biridir. Başarısız olma korkusu, yargılanma korkusu, farklı olma korkusu, statüsünü kaybetme korkusu, yalnız kalma korkusu ve hatta düşünme korkusu... İnsanların çoğu, gerçekten inandıkları gibi değil, başkalarının onlardan beklediği gibi yaşar. Onlar özgür değildir; sadece zincirleri görünmezdir.
Önyargı ise insanın kendi hücresine âşık olduğu bir hapishanedir. İnançlarını bir an bile sorgulamayan insanlar artık gardiyana ihtiyaç duymazlar. Çünkü kendi hücrelerinin gardiyanı kendileri olmuştur. Onlar için her yeni gerçek bir düşman, her farklı düşünce ise kimliklerine yönelik bir tehdit olarak görülür.
Güç de bu hapishanelerden beslenir. Devletler, medya, siyasi gruplar ve hatta bazı dini hareketler insan zihnini kontrol ettiklerinde artık şiddete ihtiyaç duymazlar. Sorgulamadan itaat etmeyi öğrenen insanlar, kontrol edilmenin bedelini fark etmeden öderler. Çünkü hapishaneyi kendi içlerinde taşırlar.
Ancak bu hapishane yalnızca siyasi değildir. Ailenin içinde de vardır. Bazen bir çocuk yıllarca anne babasının beklentilerinin kafesinde yaşar; bir kadın toplumun yargılarının hapishanesinde yaşlanır; bir erkek ise başkalarının çizdiği "erkeklik" kalıbının yükü altında bütün ömrünü geçirir. Ortada duvar yoktur ama bu hapishaneden kurtulmak, demir parmaklıkları kırmaktan çok daha zordur.
Geçmiş bile bir hapishaneye dönüşebilir. Bazı insanlar bir başarısızlığın, bir ihanetin, bir hatanın ya da bir pişmanlığın içinde yıllarca yaşamaya devam eder. Zaman geçer ama onlar geçmişin hücresinden çıkamazlar. Onların gardiyanı artık başkaları değil, kendi zihinleridir.
Gerçek özgürlük, insanın soru sormaya cesaret ettiği anda başlar; gerektiğinde fikrini değiştirebildiğinde; sadece farklı davranmaya değil, farklı düşünmeye de cesaret edebildiğinde... Çünkü özgürlük, siyasi bir durum olmaktan önce zihinsel bir yetenektir.
Belki de bu yüzden birçok mahkûm özgürlüğüne kavuştuğunda yeniden yaşamaya başladığını hisseder. Buna karşılık, görünüşte özgür olan bazı insanlar hayatları boyunca özgürlüğü hiç tadamazlar. Onlar ne haritalarda görünen ne de mahkeme kayıtlarında yer alan bir hapishanede yaşarlar; duvarı olmayan ama beton duvarlardan bile daha güçlü bir hapishanede.
Belki de artık hepimizin kendimize şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir: Bugün bütün kapılar açık olsaydı gerçekten özgür olur muyduk? Yoksa yıllardır "normal hayat" adını verdiğimiz bir hücrede yaşamaya alıştığımız için mi kendimizi özgür sanıyoruz?

Yorumlar