Tanrı Hangi Taraftadır? Yazar: Gouya Roshan (Güya Aydin)
Bu, belki de insanlık tarihinin en eski sorularından biridir. Savaş meydanlarından ibadethanelere, saraylardan yardım kuruluşlarına kadar defalarca sorulmuş bir soru: Tanrı hangi taraftadır?
Tarihte, her iki tarafın da kendisini Tanrı'nın temsilcisi olarak görmediği bir savaşa neredeyse hiç rastlanmamıştır. Hiçbir iktidar, kendisini meşrulaştırmak için Tanrı'nın adını kullanmaktan geri durmamıştır. Hatta en büyük suçların bazıları bile kutsal sloganlarla başlamıştır.
Peki Tanrı gerçekten belirli bir halkın, belirli bir ülkenin, belirli bir dinin ya da belirli bir siyasi partinin yanında mıdır?
Eğer öyleyse, neden tarih kendilerine "Tanrı'nın ordusu" diyenlerin yenilgileriyle doludur? Neden bayraklarına Tanrı'nın adını işleyen yönetimler çoğu zaman zulüm, yolsuzluk ve adaletsizlikle anılmıştır? Eğer sadece iddia etmek yeterli olsaydı, tarihte kendisini haklı görmeyen hiçbir zorba olmazdı. Belki de sorun, insanların Tanrı'ya yaklaşmak yerine Tanrı'yı kendi taraflarına çekmeye çalışmalarıdır.
Birçok kutsal metinde Tanrı; adalet, hakikat, dürüstlük, merhamet ve mazlumun yanında olmak gibi değerlerle birlikte anılır; belirli bir isim, millet ya da sınırla özdeşleştirilmez. Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü Tanrı, insanlara diledikleri gibi davranıp sonra da yaptıklarının üzerine O'nun adını koyma izni vermemiştir.
Yalan söyleyenler, başkalarının haklarını çiğneyenler, yolsuzluk yapanlar ya da masum insanların kanını dökenler, birkaç dinî slogan ekleyerek Tanrı'ya yaklaşmış olmazlar. Zulüm, din kisvesine bürünmekle zalimce niteliğini kaybetmez.
Tarih göstermiştir ki en tehlikeli insanlar her zaman inançsızlar olmamıştır; çoğu zaman Tanrı'nın adını iktidar aracı olarak kullananlar olmuştur. Onlar insanların inancını iktidarı ele geçirmek için istismar etmiş ve her türlü muhalefeti Tanrı'ya karşı çıkmak olarak ilan etmişlerdir.
Bu nedenle belki de soruyu farklı sormak gerekir.
"Tanrı hangi grubun yanındadır?" diye sormak yerine, "Hangi grup adalet, dürüstlük, insan onuru ve hakikate daha yakındır?" diye sormalıyız. Çünkü Tanrı'nın adil olduğuna inanıyorsak, O'nun yalnızca bir milletin, bir dilin, bir bayrağın ya da bir dinin adı uğruna zulmü hoş göreceğini düşünemeyiz.
Hiçbir bayrak insan hayatından daha kutsal değildir.
Hiçbir güç vicdanı susturacak kadar büyük değildir.
Ve hiçbir slogan masumların kanını temizleyemez.
Sonuçta bu sorunun cevabı düşündüğümüzden çok daha basit olabilir:
Tanrı, yalnızca O'nun adını diline dolayan grubun yanında değildir; Tanrı, adaleti yaşayanların, hakikati çıkar uğruna feda etmeyenlerin ve insan onurunu iktidara kurban etmeyenlerin yanındadır.
Belki de bu grubun adı tek bir siyasi partiye, tek bir ülkeye ya da tek bir dine indirgenemez. Çünkü nerede bir insan zulme karşı duruyor, adaleti çıkarın önüne koyuyor ve insanlığa değer veriyorsa, orada Tanrı'ya daha yakındır.
Ve belki de tarihin en büyük yanlışı, insanların defalarca Tanrı'yı kendi taraflarına çekmeye çalışmaları; kendilerini Tanrı'nın emrettiklerine yaklaştırmaya çalışmamaları olmuştur.

Yorumlar