Ben dünyanın bir ucundan öteki ucuna uçmadım.— yazar: Gouya Roshan - Güya Aydin

 Ben dünyanın bir ucundan öteki ucuna uçmadım.

Göç ettim, ama bedelini bütün benliğimle ödedim. Çünkü benim göçümün bedeli sadece bir uçağa binmek, birkaç saat uçmak, pasaportuma birkaç mühür vurulması ve bir anda kendimi başka bir ülkede bulmak değildi. Belki de bu benim için hayırlıydı; çünkü bu kadar kısa bir mesafe beni bugün olduğum insana dönüştüremezdi.

Bu yüzden: Ben dünyanın bir ucundan öteki ucuna sıçramadım.

Hiçbir haritada bulunmayan sınırları aştım.

Dilin sınırını aştım; yıllarca bana yabancı olan kelimelerle duygularımı ifade etmek zorunda kaldım. Sessizliğin bazen her dilden daha güçlü konuştuğunu fark ettim.

İnançların sınırını aştım. Aile tarafından aşılanan, toplum tarafından dayatılan ve siyasi amaçlarla istismar edilen inançları. Bunu yaparken, hiçbir düşüncenin sadece eski olduğu için kutsal olmadığını ve hiçbir düşüncenin sadece yeni olduğu için doğru olmadığını öğrendim. Her inanç; hakikat, adalet ve insanlık ölçüsünde değerlendirilmelidir.

Kültürlerin sınırını aştım. Ten rengi, dili, dini ve gelenekleri benden farklı olan insanların yanında oturdum; ama acıları benim acılarımla aynıydı. Gözyaşlarının tercümana ihtiyaç duymadığını ve gülümsemelerin pasaport tanımadığını öğrendim.

Yoksulluk ile zenginlik arasındaki sınırı aştım. Dünyanın en yoksulları kadar yoksul olan zenginler gördüm; çünkü huzur bulamıyorlardı. Bir parça ekmekle onurunu koruyan yoksullar gördüm. Orada bir insanın değerinin banka hesabındaki parayla belirlenmediğini öğrendim.

Siyasetin sınırını aştım. Devletlerin kendi çıkarları uğruna insanları birbirine nasıl düşman ettiğini ve sıradan insanların güçlülerin hırslarının bedelini canlarıyla, evleriyle ve gelecekleriyle nasıl ödediğini gördüm.

Dinin sınırını da aştım. İnançtan kaçmak için değil, hakikati bulmak için. Bazen Tanrı'nın bir güç aracı olarak kullanıldığını ve bazen de gücün Tanrı adına meşrulaştırıldığını gördüm. Gerçek inancın, dile getirilmeden önce insanın davranışlarında görünür olması gerektiğini öğrendim.

Ama geçtiğim en zor sınır, acının sınırıydı.

Mesafenin acısı.

Kaybın acısı.

Yeni başlangıçların acısı.

Her gün kendini yeniden inşa etmek zorunda olduğun bir yerde yaşamanın acısı.

Bu acılar sınıflandırmalara meydan okur, ama insanlığın üzerinde en derin yaralardan bazılarını bırakır.

Bugün biri bana nereli olduğumu sorarsa, bir ülkenin adını söyleyebilirim; ama gerçek şu ki ben binlerce deneyimden geliyorum. Yenilgilerden, umutlardan, adaletsizliklerden, dostluklardan, ihanetlerden ve beni kendimi yeniden tanımlamaya zorlayan anlardan geliyorum.

Gerçek yolculuk, bedeni bir yerden başka bir yere taşımak değil; bakış açısını değiştirmektir.

Bazıları kendi şehirlerinden hiç ayrılmamış olabilir, ama dünyayı büyük ölçüde tanırlar. Bazıları ise her kıtayı dolaşır, ama aynı ilkel önyargıların içinde yaşamaya devam eder.

Beni oluşturan sınırları aştım; her biri içimdeki bir parçayı kırdı ve yerine yeni bir parça oluşturdu.

Bugün söyleyecek bir sözüm varsa, bu yürüdüğüm kilometreler yüzünden değil; geride bıraktığım acılar yüzündendir. Çünkü bana insan olmanın, hayatın en büyük yolculuğu olduğunu öğreten şey o acılardır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Filistin: Sessizliğin Suç Ortaklığı