Güvenli Pencerelerin Ardından Devrim Çağrısı Yapmayın Yazar: Gouya Roshan
Dünyadaki en kolay şey, Avrupa'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde ya da Kanada'da güvenli bir pencerenin arkasına oturup kahvenizi yudumlamak, hızlı internetinizi açmak ve binlerce kilometre ötede yaşayan insanlar için bir devrim reçetesi yazmaktır.
Oysa dünyadaki en zor şey, o sloganların sonuçlarıyla yaşamaktır.
Tek bir tweet, bir video ya da bir konuşmayla insanların duygularını alevlendirebilirsiniz. Fakat sokaklar sessizleştiğinde, hapishaneler dolduğunda, aileler yas tuttuğunda ve insanların hayatları altüst olduğunda, yurt dışında güven içinde oturan kişi normal yaşamına devam eder. Gerçek bedeli ödeyenler ise ülkenin içinde yaşayan insanlardır. Her çağrının, her kışkırtmanın ve her düşüncesiz kararın bedelini onlar öder.
Bir hükümeti eleştirmek her vatandaşın hakkıdır. Protesto etmek de birçok durumda temel bir insan hakkıdır. Ancak eleştiri hakkı ile kendinizin asla ödemeyeceği bir bedeli başkalarına ödetmeye teşvik etmek arasında derin bir fark vardır.
Eğer bir kişi gerçekten özgürlüğe inanıyorsa, her şeyden önce kendi sözlerinin sorumluluğunu üstlenmelidir.
Binlerce kilometre öteden gençleri güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmeye çağırırken, kendi çocuğunuzun huzur içinde üniversiteye gitmesi, ailenizin güven içinde yaşaması ve sizin hiçbir riskle karşı karşıya olmamanız kabul edilemez.
Gerçek cesaret, güvenli bir mesafeden emir vermek değildir; gerçek cesaret, söylediğiniz sözlerin sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmektir.
Tarih defalarca göstermiştir ki birçok devrim ve siyasi hareketin en büyük bedelini liderler değil, sıradan insanlar ödemiştir. Siyasetçiler, tanınmış aktivistler ve medya figürleri çoğu zaman kendilerini kurtarmanın bir yolunu bulurlar. Ancak sıradan vatandaşlar yıllarca hapis, işsizlik, zorunlu göç, yas ve yıkımla mücadele etmek zorunda kalırlar.
Bu nedenle, yurt dışından insanları ağır bedeller doğurabilecek eylemlere çağıran herkes kendisine şu basit soruyu sormalıdır:
Bugün aynı sokakta, aynı şehirde yaşıyor ve aynı tehlikelerle karşı karşıya olsaydım, yine aynı sözleri söyler miydim?
Eğer cevabı hayır ise, belki de empati ile kışkırtma arasındaki farkı görmenin zamanı gelmiştir.
İran halkı zaten ekonomik zorluklar, toplumsal baskılar, savaş ve yabancı ülkelerin müdahaleleriyle yeterince mücadele etmektedir. Onların en son ihtiyaç duyduğu şey, güvenli bir mesafeden ayrılık ve çatışma ateşini körükleyen, fakat bu çatışmaya sürüklediği insanların yanında durmaya asla hazır olmayan birinin varlığıdır.
Merhamet, kargaşa çıkarmak değildir.
Farkındalık oluşturmak, kışkırtmak değildir.
Ve sorumluluk almak, yurt dışında yaşayan birçok siyasi konuşmacının ve yorumcunun özellikle kaçındığı bir şeydir.
Eğer özgürlük, sıradan insanların omuzlarında yükseliyor ama bedelini yalnızca onlar ödüyorsa, artık bir ideal olmaktan çıkar ve siyasi sömürünün bir aracına dönüşür. Tarih, başkalarının güvenliğini ve acılarını kendi itibarını inşa etmek için kullananları hiçbir zaman saygıyla anmamıştır. Buna karşılık, konuşmadan önce sözlerinin sonuçlarının sorumluluğunu üstlenenleri her zaman saygıyla hatırlamıştır.

Yorumlar