Amerika: Zayıflara Karşı Aslan, Dünyanın Güçlülerine Karşı Korkak — Amerika
Amerika: Zayıflara Karşı Aslan, Dünyanın Güçlülerine Karşı Korkak — Amerika
Yıllar boyunca Amerika Birleşik Devletleri kendisini yaptırım uygulayabilen, tehdit edebilen, baskı kurabilen ve gerektiğinde savaş açabilen küresel bir güç olarak tanıttı. Birçok ülke de Washington'a karşı direnmenin ağır bir bedeli olabileceğini biliyordu.
Ama bugünün dünyası artık dünkü dünya değil.
Çin her geçen gün güçleniyor. Rusya da kendi yolunu oluşturuyor.
Ne Çin Amerika Birleşik Devletleri'nin onayını bekliyor ne de Rusya aldığı kararlar için Washington'ın onayını arıyor.
Bu, siyasi propagandayla gizlenemeyecek bir gerçektir.
Çin artık birkaç tehdit ve siyasi talimatla geri adım attırılabilecek bir ülke değildir. Ekonomik, sanayi, teknolojik ve askerî gücünü hızla genişletiyor ve hiç kimsenin kendisi adına karar vermeyeceği bir geleceğe hazırlanıyor.
Rusya da geniş kapsamlı baskılara ve yaptırımlara rağmen kendi yolunu izliyor.
Kendi hedeflerinin peşinden gidiyorlar.
Ve Amerika onlara, daha zayıf ülkelere davrandığı gibi davranamaz.
İşte gücün gerçek yüzü burada ortaya çıkıyor.
Güç yalnızca uçakların ve savaş gemilerinin sayısıyla ilgili değildir. Güç, kendi iradesini başkalarına kabul ettirebilme yeteneğidir.
Ve bir ülke büyük güçlere kendi iradesini kabul ettiremiyorsa, hâkimiyet döneminin sona ermekte olduğunu kabul etmek zorundadır. Amerika hâlâ büyük bir güçtür, ancak artık her ülkeye emir verip herkesin sessiz kalmasını bekleyemez.
Çin Amerika'ya bakmıyor; Çin kendi geleceğine bakıyor. Rusya da kararları için Amerika'nın onayını beklemiyor.
Bu değişimin farkına varılması gerekir.
Ancak daha büyük çelişki başka bir yerde yatıyor.
Amerika karşılık verebilecek güçlere karşı temkinli davranıyor; ancak kendisine karşı koyamayacak ülkelerle karşılaştığında tehdit ve şiddete başvuruyor. Burada basit ama önemli bir soru ortaya çıkıyor: Amerika bu kadar güçlüyse, neden Çin ve Rusya'ya aynı şekilde davranmıyor?
Neden onlarla, daha zayıf ülkelere karşı oynadığı oyunun aynısını oynamıyor?
Neden onlara karşı bu kadar hesaplı davranıyor?
Cevap gücün kendisinde yatıyor.
Karşı tarafın cevap verecek gücü olduğunda hesap kitap başlıyor.
Karşı taraf zayıf olduğunda ise şiddet kullanmak daha kolay oluyor.
Bu nedenle yıllardır “Amerikan cesareti” olarak adlandırılan şey, her zaman gerçek cesaret olmayabilir.
Bazen cesaret yalnızca kendisini savunamayan birinin karşısında görülür.
Bu gerçek, güzel sloganlarla gizlenemez.
Zayıflarla konuşurken şiddetin dilini kullanan, ancak güçlülerle karşılaştığında dilini değiştiren bir ülke, kendi gücünün gerçek anlamını açıklamak zorundadır.
Bu, Çin veya Rusya'nın eleştiriden muaf olmasıyla ilgili değildir.
Onların izlediği her politikanın doğru olmasıyla da ilgili değildir.
Mesele, dünyanın artık yalnızca Washington'ın penceresinden görülemeyeceği gerçeğidir.
Dünya daha çok kutuplu hâle geldi.
Güç dengesi değişiyor.
Dün güçlü güçlere itaat etmek zorunda kalan ülkeler, bugün kendi yollarını her zamankinden daha fazla şekillendiriyor.
Ve bu, Amerika'ya açık bir mesaj gönderiyor: Amerika'nın konuştuğu, diğerlerinin ise yalnızca dinlediği dönem sona eriyor. Belki Amerika hâlâ daha zayıf bir ülkeyi tehdit edebilir. Belki hâlâ bir ülkeye karşı savaş başlatabilir. Ancak Çin ve Rusya gibi güçlerle karşı karşıya geldiğinde mesele artık emir vermek değil, güçle karşı karşıya gelmektir.
Ve tam da bu durum gerçek güç ile güç iddiası arasındaki farkı ortaya koyuyor.
Gerçek güç, eşit bir gücün karşısında durabilmek ve aynı zamanda kendi iradesini koruyabilmektir.
Çin bugün bunu yapıyor.
Rusya da aynı yolu izliyor.
Her geçen gün daha da güçleniyor ve geleceklerini Amerika'yı memnun etmek için değil, kendileri şekillendiriyorlar.
Dolayısıyla bugün mesele Amerika'nın yenilgisi değildir.
Mesele, Amerika'nın güç üzerindeki tekelinin sona ermesidir.
Ve belki de Amerika'nın artık geçmişte olduğu gibi herkesle güç konumundan konuşamamasının nedeni budur.
Çünkü dünya değişti.
Artık herkes Amerika'dan korkmuyor.
Ve korku ortadan kalktığında, gücün dili de değişir.
Bu, belki de bugünün dünyasındaki en büyük siyasi gerçektir:
Amerika hâlâ güçlüdür, ancak artık dünyadaki tek belirleyici güç değildir.
Ve yıllardır tekel sahibi olmaya alışmış bir güç için, belki de hiçbir şey bu gerçeği kabul etmekten daha zor değildir.
Gouya Roshan — Tüm Hakları Saklıdır

Yorumlar