Hukuka Kayıtsız Bir Dünya

Hukuka Kayıtsız Bir Dünya

Günümüz dünyasında neredeyse herkes hukuktan söz ediyor; ancak dünyanın sorunu hukukun yokluğu değildir. Asıl sorun, hukukun çoğu zaman güç karşısında önemini yitirmesidir.

Devletlerin anayasaları vardır, uluslararası antlaşmalar imzalarlar, ulusal ve uluslararası mahkemeler kurarlar ve resmî açıklamalarında adaleti ve insan haklarını savunurlar. Ancak hukukun uygulanması büyük bir gücün siyasi veya güvenlik çıkarlarıyla çatıştığında, siyasi söylem birdenbire değişir. Bir kişinin “hukuk ihlali” olarak gördüğü şey, bir başkası tarafından “zorunluluk”, “ulusal güvenlik” veya “olağanüstü koşullar” olarak nitelendirilebilir.

Bu durum temel bir soruyu ortaya çıkarıyor: Eğer hukuk herkes için aynı değilse, hukuk ile güç arasındaki sınırı ne belirler? Hukuk, güce dokunmadığı sürece.

Devletler arasındaki ilişkilerde hukuk her zaman temel bir sorunla karşı karşıya kalmıştır: Hukukun uygulanması, olması gerektiği kadar güçten bağımsız değildir.

Bir ülke uluslararası hukuku ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırımlarla, siyasi kınamalarla veya geniş çaplı baskılarla karşı karşıya kalabilirken, benzer davranışlarda bulunan başka bir ülke tamamen farklı tepkilerle karşılaşabilir. Bu farklılığın nedeni her zaman hukuki değildir. Bazen bir ülkenin siyasi konumu, ekonomik gücü, askerî önemi veya küresel meselelerdeki rolü, dünyanın onun eylemlerine nasıl tepki vereceğini belirler.

Bu durum hukukun güvenilirliğini zayıflatır.

Eğer hukuk yalnızca kendini savunamayacak olanlara uygulanıyorsa, artık adil olarak kabul edilemez.

Sessizlik de siyasi olabilir!

Hukuka kayıtsızlık her zaman onu açıkça reddetmek anlamına gelmez. Bazen bu, sessizliktir.

Bazen hükümetler ciddi hiçbir adım atmadan bir şeyi eleştirir. Bazen uluslararası kuruluşlar uyarılarda bulunur, ancak bu uyarılar yalnızca açıklama olarak kalır. Bazen dünya kısa bir süre boyunca bir krize duyarlılıkla tepki verir; ancak haber döngüsü değiştiği anda her şey unutulur.

Böyle durumlarda mağdur yalnızca haklarının ihlaliyle değil, unutulmuş olma duygusuyla da karşı karşıya kalır.

Yalnızca kâğıt üzerinde var olan, ancak gerektiğinde uygulanmayan bir hukuk güven oluşturamaz.

İnsanlar Neden Kayıtsızlaşır?

Sorun yalnızca devletlerle ilgili değildir.

Toplum da hukukun defalarca eşitsiz biçimde uygulandığına tanık olduğunda, zamanla adalet duygusunu kaybeder. İnsanlar hukukun sıradan vatandaşlar için katı, güçlüler için ise hoşgörülü olduğu sonucuna varabilir.

Bu algı her zaman doğru olmasa bile tehlikeli olabilir.

Çünkü adalete olan inancını kaybeden bir toplum, hukuku artık evrensel bir ilke olarak değil, zayıfları kontrol etmenin bir aracı olarak görmeye başlar.

Adaletsiz hukuk, yalnızca düzendir.

“Hukuk” ile “düzen” arasında temel bir fark vardır.

Bir toplumun çok sayıda yasası olabilir ve yine de adaletsiz olabilir. Her şey yasalara uygun biçimde ilerleyebilir; ancak yasaların kendisi eşitsiz şekilde uygulanıyor olabilir.

Bu nedenle temel soru, “Hukuk var mı?” değildir.

Daha önemli soru şudur: “Hukuk herkes için eşit biçimde uygulanıyor mu?”

Cevap “hayır” ise sorun hukukun yokluğu değil, onun uygulanmasında adaletin yokluğudur.

Dünyanın yalnızca hukuk diline değil, hukuka ihtiyacı vardır.

Dünyanın hukuka her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır; ancak yalnızca sözlerle saygı gösterilen bir hukuka değil. Hukuk, gücü de sınırlayabildiği zaman anlam kazanır.

Sıradan bir vatandaş hukuktan kaçamazken, güçlü bir devlet siyasi, ekonomik veya askerî nüfuz yoluyla sorumluluktan kaçabiliyorsa, hukuk ile adalet arasındaki uçurum daha da büyür.

Dünya, hukukun uygulanmasındaki eşitsizliği görmezden gelirken aynı anda eşitlikten söz edemez.

Dolayısıyla asıl sorun hukukun kendisi değildir.

Asıl soru şudur: Hukuku kim uyguluyor, kime karşı uyguluyor ve hukuku uygulamanın siyasi bir bedeli olduğunda insanlar yine de hukuka bağlı kalacak mı?

Belki de çağımızın en büyük hukuki krizi budur: Herkes hukuk hakkında konuşuyor, ancak herkes hukuku uygulamanın bedelini ödemeye hazır değil.

Ve bu olduğunda, hukuka kayıtsızlık artık bireysel veya siyasi bir davranış olmaktan çıkar; küresel bir kültüre dönüşür.

Böyle bir dünyada tehlike yalnızca hukukun çiğnenmesi değildir.

Daha büyük tehlike, hukukun çiğnenmesinin artık hiç kimseyi şaşırtmamasıdır.


Gouya Roshan — Tüm Hakları Mahfuzdur

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Filistin: Sessizliğin Suç Ortaklığı