Güçler Dünyasında Adaletin Ölümü
Güçler Dünyasında Adaletin Ölümlü
Dünya her gün insanlardan hukuka saygı göstermelerini talep ediyor. Devletler insan haklarından bahsediyor,
uluslararası örgütler adaleti savunuyor ve dünya liderleri defalarca kimsenin hukukun üstünde olmadığını vurguluyor.
Ancak bu ilke gerçekten herkese eşit olarak uygulanıyor mu?
Elbette hayır.
Kasım 2024'te Uluslararası Ceza Mahkemesi, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar suçlamasıyla tutuklama emri çıkardı. Bu suçlamalar, Birleşmiş Milletler ve insani yardım örgütlerinin raporlarına göre yüz binlerce insanın ölümüne, Gazze'nin büyük bölümlerinin yıkılmasına, hastanelere, okullara ve mülteci kamplarına tekrar tekrar saldırılara ve milyonlarca insanın açlık, evsizlik, su ve ilaç eksikliğiyle karşı karşıya kalmasına neden olan Gazze Savaşı ile ilgili.
Enkaz altında ölen binlerce çocuk, cansız bedenlerini kucaklayan anneler ve dakikalar içinde hayatını kaybeden insanlar için bunlar sadece istatistikler değildi; bunlar dünyanın vicdanını sarsan bir insani felaketti.
Uluslararası Ceza Mahkemesi bu suçlamaları tutuklama emri çıkarmayı gerektirecek kadar ciddi buldu. Bu durum kaçınılmaz ve acil bir soruyu gündeme getiriyor: Uluslararası bir mahkeme tarafından bu kadar ciddi suçlarla suçlanan bir kişi, dünyanın en güçlü ülkesinden nasıl hala tam destek alabilir?
Amerika Birleşik Devletleri bu kararı reddetmekle kalmadı, aynı zamanda İsrail hükümetine ve Benjamin Netanyahu'ya siyasi, askeri ve diplomatik destek sağlamaya devam etti.
Son yıllarda bölge halkları defalarca savaşlarla karşı karşıya kaldı. Gazze'ye karşı savaş devam ederken, ne yazık ki Lübnan ve Yemen'e karşı savaşlar da başladı, ayrıca İran ile de bir savaş başladı.
Bu çatışmaların kurbanları çoğunlukla sıradan insanlardı; bu savaşlarla ilgili karar alma süreçlerinde hiçbir rolü olmayan, ancak bedelini hayatlarıyla, evleriyle ve gelecekleriyle ödeyen insanlar.
Sorun tek bir ülke veya tek bir suçlu liderle sınırlı değil. Sorun, dünyanın iki gruba ayrıldığı yerde başlıyor: acıları hemen görünenler ve acıları siyasi hesaplamaların altında gizlenenler.
Eğer adalet gerçekten varsa, pasaportu, bayrağı, dini, ırkı veya askeri gücü tanımamalıdır. Gazze'de, Yemen'de veya İran'da ölen bir çocuğun insani değeri, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir çocuğunkiyle aynıdır. İnsanlığın en büyük başarısızlığı sadece savaşlar açıkça yürütüldüğünde değil; insanların yavaş yavaş başkalarının acılarına alışmasıyla da ortaya çıkar.
Washington'ın resmi gerekçesi elbette ki, Amerika Birleşik Devletleri'nin Uluslararası Ceza Mahkemesi üyesi olmaması ve bu davada mahkemenin yargı yetkisini tanımamasıdır. Ancak bu cevap ahlaki açıdan ikna edici mi?
Eğer Amerika Birleşik Devletleri zayıf bir ülke olsaydı, dünya aynı şekilde mi tepki verirdi?
Başka bir ülkenin lideri bu tür suçları işleseydi, o da kırmızı halıyla mı karşılanırdı? Yoksa dünya hemen yaptırımlardan, tecritten, tutuklamadan ve adaletten mi bahsederdi?
İşte tam da burada birçok insan uluslararası adalete olan inancını kaybediyor. Çünkü hukukun adaletin gölgesinden çok siyasi gücün gölgesinde var olduğunu düşünüyorlar.
Tarih, hukuk uygulamasındaki çifte standartların adaletin en büyük düşmanlarından biri olduğunu defalarca göstermiştir: zayıflar için bir standart, güçlüler için başka bir standart. Uluslararası hukuk yalnızca büyük güçlerin çıkarlarıyla çelişmediği zaman uygulanırsa, artık küresel adalet olarak adlandırılamaz. Adalet ya herkes içindir ya da hiç kimse için değildir. Belki de 21. yüzyılın en acı verici görüntüsü budur: enkaz altında ölen bir çocuk, yemek beklerken öldürülen bir anne, hastanede ilaçsız ölen bir hasta ve aynı zamanda savaş suçlarıyla suçlanan bir liderin dünyanın en güçlü politikacılarının yanında saygıyla durması.
Bugün, her zamankinden daha çok, dünya şu soruyla karşı karşıya:
Güç hukuka mı boyun eğecek, yoksa hukuk güce mi?
Bu sorunun cevabı, herhangi bir bireyin veya ulusun değil, uluslararası adaletin geleceğini belirleyecektir.
Bu ilke çökerse, yalnızca bir mahkemenin itibarı değil, insanlığın gerçek adalet kavramına olan güveni de çökecektir.
Yazar: Gouya Roshan

Yorumlar