Bazı insanlar neden değişiyorlar?

Bazı insanlar neden değişiyorlar?

İnsanlara ilerlemelerinin önündeki en büyük engelin ne olduğunu sorarsanız, çok farklı cevaplar alırsınız: yoksulluk, fırsat eksikliği, ayrımcılık, yetersiz eğitim ya da sadece kötü şans. Ancak belki de daha derin, daha az fark edilen ve kendi içimizde saklı olan başka bir engel vardır: esneklik eksikliği.

Biz insanlar gerçekten ilginç varlıklarız. Bazılarımız evimizi, işimizi, yaşadığımız şehri, hatta ülkemizi değiştiririz; fakat bazen tek bir yanlış inancı bile terk etmeyi reddederiz. Yıllarca aynı düşüncelerle yaşar, aynı hataları tekrar eder ve aynı sonuçlardan yakınırız; ama kendimize şu soruyu sormayız: "Acaba sorun benim düşünce biçimimde olabilir mi?"

Birçoğumuz değişmenin kimliğimizi kaybetmek anlamına geldiğine inanırız. Oysa değişim, canlılığın bir göstergesidir. Nasıl ki doğa her mevsimde renk değiştiriyorsa, biz de gelişmek ve olgunlaşmak için yeni koşullara uyum sağlamalıyız.

Rüzgârda kolayca eğilen bir ağaç çoğu zaman ayakta kalır; buna karşılık esnemeyen bir dal ilk fırtınada kırılır. Hayat da aynı ilkeye göre işler. Başkalarının görüşlerini dinlemeyi, hatalarını kabul etmeyi ya da yeni deneyimlere açık olmayı reddeden insanlar zamanla kendi düşüncelerinin mahkûmu hâline gelirler.

Esnek olmak, ilkesiz olmak demek değildir. Her gün yeni bir düşünceye kapılmak ya da başkalarını memnun etmek için inançlarımızdan vazgeçmek anlamına da gelmez. Esneklik, dünkü inancımızdan daha açık olan bir gerçeği kabul edecek cesarete sahip olmaktır. Gururu hakikatin önüne koymamaktır.

Tarih bize gösteriyor ki birçok savaş, düşmanlık ve büyük başarısızlık cehaletten değil, inattan doğmuştur. Hiç kimse orta noktada buluşmaya yanaşmadığında insanlar arasındaki mesafe her geçen gün daha da büyür. Bağnazlık diyaloğu susturur ve insanları yalnızca kendi seslerini duydukları bir dünyaya hapseder.

Aynı durum kişisel yaşamda da geçerlidir. Pek çok aile bağı, dostluk ve hatta evlilik sevginin eksikliğinden değil, esnekliğin eksikliğinden dolayı sona erer. Bazen sadece "Belki de ben yanılıyordum." demek bir ilişkiyi kurtarabilir. Ancak bazı insanlar için bu cümleyi söylemek, yıllarca ayrılığa ve acıya katlanmaktan daha zordur.

Esnek olmayan insanlar çoğu zaman zamanın geçmesini gelişimle karıştırırlar. Yıllar geçer; ama aynı bakış açılarını, aynı yargıları ve aynı davranış kalıplarını korurlar. Yaşlanmak, mutlaka bilgeleşmek anlamına gelmez. Bilgelik, her deneyimden ders çıkarabilmek ve gerektiğinde kendini düzeltebilmektir.

Belki de bu yüzden aynı deneyimleri yaşayan iki insan bambaşka yollara gider. Biri hatalarından ders alır ve güçlenir; diğeri ise alışkanlıklarını değiştirmeye yanaşmadığı için aynı hataları tekrar tekrar yapar.

Sonuç olarak, biz yalnızca yaşayarak değil, öğrenerek gelişiriz. Ve öğrenmek, esneklik olmadan mümkün değildir.

Belki de olgun bir zihin ile durağan bir zihni birbirinden ayıran en büyük fark, bilgi miktarı değil; gerçeği kabul etme isteğidir. "Ben hata yaptım." diyebilen insanlar, değişimin kapısını çoktan aralamışlardır.

Belki de bu yüzden birçok insan asla değişmez: Değişemeyecekleri için değil, zihinleri yeni gerçekleri kabul edemeyecek kadar katılaştığı için. Rüzgârda kırılan kuru bir dal gibi, katılaşmış bir zihin de eninde sonunda gerçekle yüzleştiğinde parçalanacaktır.

Yazar: Gouya Roshan

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Kendime Dönüşün Sessiz Hikâyesi