Dostluk Bir Gülümsemeden Daha Fazlasıdır
Dostluk, sadece bir gülümseme ya da birkaç güzel söz alışverişi değildir. Dostluk, dayanışma demektir; herkes seni terk ettiğinde, sen "dostum" dediğin kişinin yanında durabilmektir.
Eğer dostluk bu anlamından yoksun bırakılırsa, geriye yalnızca geçici ve bencil bir tanışıklık kalır.
Elbette bazı insanlar sadakati ve dostluğu artık modası geçmiş kavramlar olarak görür. Onlara göre bunlar günümüz dünyasında değeri kalmamış şeylerdir. Kârın onurun yerini aldığı, gülümsemenin zorunlu hâle geldiği bir dünyada birçok insan, makam, çıkar ya da birkaç dakikalık şöhret uğruna en yakın dostunu bile feda edebilmektedir. Ne yazık ki bu durum siyasette de sıkça görülmektedir.
Ben dostluğun sınırları olduğuna inanıyorum. Dostumun düşmanı bana kişisel olarak hiçbir zarar vermemiş olabilir. Ancak bir insan, bana yakın olan birine bilerek zarar vermişse, hiçbir şey olmamış gibi davranamam.
Bazen sessizlik ihanettir. Bazen bir gülümseme, bir hakaretten daha fazla acı verir. Bazen bir tokalaşma şu mesajı taşır: "Senin acın benim için önemli değil." Ben bu mesajı dostuma asla vermem. Çünkü dostluk bir kelimeden ibaret değildir; o bir bağlılıktır. Çıkar uğruna feda edilen bağlılık artık dostluk değil, ticarettir.
Bugün dostunun düşmanının yanında duran kişi, yarın kendi düşmanının yanında da duracaktır. Çünkü ilkeleri olmayan insanların sınırları da yoktur.
Bazıları buna "tarafsızlık" der. Oysa tarafsızlık her zaman bir erdem değildir. Hak ile haksızlık söz konusu olduğunda tarafsızlık çoğu zaman haksızın yanında durmak anlamına gelir. Dostunun zarar gördüğünü bildiği hâlde gidip o zararı veren kişiyle tokalaşan biri, tek kelime etmese bile o acıya ortak olur.
Bana göre en ağır yarayı düşman açmaz; çünkü düşmanın ne yapacağı bellidir. En derin yarayı, dost gibi görünen ama çıkarı uğruna herkesi feda edebilen insanlar açar.
Bugün birçok insan herkesi alkışlıyor, herkesle fotoğraf çektiriyor ve herkesle tokalaşıyor; bunu insanlık adına değil, dürüstlüğünü çıkarlarına kurban ettiği için yapıyor. Onlar doğru olanı seçmek istemiyor; her zaman kazanan tarafta olmak istiyor. Böyle insanların çok sayıda ilişkisi olabilir, fakat gerçek saygıyı asla yaşayamazlar.
Ben şahsen ihanete katlanmaktansa yalnız kalmayı tercih ederim. İnatçı, hatta aşırı biri olarak görülmeyi kabul ederim; ama bana güvenen bir dostumun karşısında utanç duymam.
Çünkü sadakat ancak bedel ödemeyi gerektirdiğinde anlam kazanır. Eğer konumunu korumak için dostunun düşmanıyla tokalaşmak zorundaysan, birkaç tebessüm ya da küçük çıkarlar uğruna dostluğunu riske atıyorsan, artık onurdan söz edemezsin. Onur sözlerle değil, insanın verdiği kararlarla ispat edilir.
Benim için dostumun düşmanı yabancı biri değildir; o, hayatımın ve güvenimin bir parçasını bilinçli şekilde incitmiş kişidir. Eğer ona elimi uzatırsam, dostuma şu mesajı vermiş olurum: "Senin çektiğin acının benim için bir değeri yoktu." Ben bunu dost dediğim hiçbir insana ne sözümle ne de davranışımla söylerim.
Sadakat bugün belki nadir bulunuyor olabilir; ama hâlâ insanın sahip olabileceği en değerli erdemlerden biridir. Servet tükenir, güç el değiştirir, şöhret lekelenebilir; fakat sadakatini satan insanların gurur duyabilecekleri hiçbir şey kalmaz. Ben dostluk elimi her zaman onurlu insanlara uzatırım; ama ihanet, fırsatçılık ve vefasızlık kokan bir el sıkılmaya bile değmez.
Yazar: Gouya Roshan

Yorumlar