Kayıtlar

Bu içsel kederden yoruldum. Yazar:: Güya Aydin

Resim
  Bu içsel kederden yoruldum  K eder, insan deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır.  Hiçbir hayat kederden, kayıptan ya da umutsuzluktan tamamen arınmış değildir. Ancak günümüz dünyasında keder çoğu zaman görmezden gelinir ya da bir gülümseme ve sessizlik maskesinin arkasına gizlenir. Birçok insan kederini saklamayı tercih eder; bunu hissetmedikleri için değil, toplumsal baskılar ve dile getirilmeyen beklentiler yüzünden. İşte yorgunluk tam da burada başlar; kederin kendisinden bile daha derin bir yorgunluk. Kederi gizlemek, kendini sürekli kontrol etmeyi gerektirir. İnsan gerçek duygularını ayarlamak, tepkilerini ölçmek ve hiçbir zayıflık belirtisi göstermemek için sürekli tetikte olmak zorunda kalır. Bu durum zamanla zihinsel enerjiyi tüketir. İfade edilmeyen keder; içsel gerilim, isteksizlik, kaygı ya da yalnızlık şeklinde ortaya çıkar. Böyle durumlarda kişi dışarıdan iyi görünebilir, ancak içinde derin bir boşluk hissi taşır. Bu gizleme hali büyük ölçüde toplumdaki “güç”...

“Kalbimin, kalbi benimle olmayan biriyle meşgul olmasından , daha büyük bir zillet görmedim.” Yazar:: Güya Aydin

Resim
“Kalbimin, kalbi benimle olmayan biriyle meşgul olmasından ,  daha büyük bir zillet görmedim” .” “Kalbimin, kalbi benimle olmayan biriyle meşgul olmasından daha büyük bir zillet görmedim” cümlesi, sade bir dille insanlığın en derin duygusal deneyimlerinden birini tarif eder. Söyleyen kişi, birliğe ya da karşılıklı anlayışa ulaşmayan; aksine eşitsiz ve insanı güçsüzleştiren bir aşktan söz eder. Bu belirsizlik hâli, tüm cümleye nüfuz eden bir acının kaynağıdır. Elbette bu aşk mutlaka kadın ve erkek arasındaki aşkla sınırlı değildir; baba ve çocuk, anne ve çocuk ya da kardeşler arasında da yaşanabilir. Bu nedenle “zillet” kelimesinin seçimi, şairin bakış açısını anlamanın anahtarıdır. O, kederden ya da yenilgiden değil; içsel onurun ihlal edildiği bir durumdan söz eder. Duygularını karşılamayan biriyle bir ilişkiye girmek, bilinçli ya da bilinçsiz bir öz-değer kaybıdır; kişi kendi değerini başkasının ilgisine bağlar. Bu eşitsiz bağımlılık, aşk deneyimini anlamından koparır ve onu acıy...

Kalp, kul hakkıdır; dikkatle kırın

Resim
  Kalp, kul hakkıdır; dikkatle kırın Yazar: Güya Aydin Kısa ama derin anlamlar taşıyan bir cümle… İnsanî bir ilkeyi tek başına özetleyebilecek güçte. İlişkilerin hızla başlayıp aynı hızla sona erdiği bir dünyada, başkalarının duygularını işin içine katmanın ahlaki sorumluluğu üzerine pek az kişi düşünüyor. Bu yazı, unutulmuş bu sorumluluğu hatırlatma çabasıdır. Kalp görünmez bir emanet olsa da, insan kalbi kolayca herkese verilebilecek bir şey değildir. Birisi bize güvendiğinde, içini açtığında ya da yanımızda mutlu olduğunda, aslında psikolojik güvenliğinin bir parçasını bize teslim eder. Bu bir emanettir; kırılması her ne kadar görünmez olsa da, derin ve kalıcı etkiler bırakır. Üstelik bilinmelidir ki, kul hakkı hukuktan önce gelir. Çünkü ahlaki ve inanç temelli kültürümüzde kul hakkı, pek çok resmî kuraldan daha ciddi bir yere sahiptir. Kalp kırıklığı basit bir özürle ya da mantıklı bir gerekçeyle telafi edilemez. Bir insanın duygularında açılan yara, bazen yıllarca onun kararla...

İnsanların var olması önemli değil; insan olmaları önemlidir Yazar:: Güya Aydin

Resim
  İnsanların kaç kişi  oldukları önemli değil; insan olmaları önemlidir    Nüfusun ve sayıların değer ölçüsüne dönüştüğü bir dünyada, çoğu zaman insanların her şeyden önce kalabalıklara değil, gerçek ilişkilere ihtiyaç duyduğunu unutuyoruz. Her ne kadar günümüz dünyasında insanlar birbirine her zamankinden daha bağlı olsa da; sosyal medya, sosyal buluşmalar ve arkadaş toplantıları daha az insanın gerçekten yalnız olduğu anlamına geliyor, fakat garip bir sorun var: yalnızlık hissi azalmadı. Belki de bunun nedeni, kalabalıkların mutlaka samimiyet ve güvenlik anlamına gelmemesidir. Bazen büyük bir kalabalığın içinde bir insan her zamankinden daha yalnız olabilir. Yıllar boyunca niceliği değerle karıştırmayı öğrendik: çevremizde ne kadar çok insan olursa hayatımızın o kadar zengin olacağını düşünüyoruz. Ama kişisel deneyimime göre, ilişkilerin kalitesi sayılarından çok daha önemlidir. Birkaç sağlıklı ve samimi ilişki, hiçbir kalabalığın sağlayamayacağı bir huzur his...

Bazı insanlar başkalarının acısından zevk alır mı? Yazar:: Güya Aydin

Resim
  Bazı insanlar başkalarının acısından zevk alır mı? Başkalarının acısından zevk alan birinin mutlaka “acımasız” olduğuna inanmıyorum. Ancak bu tür insanların kalbinde çoğu zaman ortak bir özellik vardır: çözülmemiş bir acı. Defalarca aşağılanmış ya da görmezden gelinmiş kişiler, bazen başkalarının başarısızlığını izlerken geçici bir güç ya da huzur duygusu bulurlar. Bu, her zaman kötülükten kaynaklanmaz; daha çok kendilerini sürekli başkalarıyla karşılaştırmaları ve kişisel değerlerini geçmişte yaşadıkları aşağılanmalar üzerinden ölçmelerinden doğar. Bu süreçte, başkalarının hataları onların psikolojik besin kaynağına dönüşür. Bu kişiler tamamen acımasız değildir; ancak çoğu zaman derin bir empatiye sahip değildirler. Sanki empati kapasiteleri sağlıklı bir şekilde gelişmemiştir. Bu davranışların arkasında gizli bir korku yatar. Başkalarının acısından zevk alan insanların yüzleri çoğu zaman yazılmamış bir mesajı haykırır: “En azından en kötüsü ben değilim.” Ancak kişilik özellikler...

Güven; herkesin konuştuğu ama çok az kişinin yaşadığı bir kavram Yazar:: Güya Aydin

Resim
Güven; herkesin dilinde olan ama çok az kişinin yaşadığı bir kavram İnsanlar arasındaki güvensizlik, bireysel deneyimlere, toplumsal yapılara ve tarihsel dönüşümlere dayanan karmaşık ve çok boyutlu bir olgudur. İnsan, sosyal bir varlık olarak başkalarıyla etkileşime girmek zorundadır; ancak bu etkileşimler çoğu zaman hayal kırıklıkları, ihanetler, yanlış anlamalar ya da eşitsizliklerle birlikte gelir ve zihinlerde ve kalplerde şüphe tohumları eker. İnsan ilişkilerinin temeli olan güven zedelendiğinde, bağlar zayıflar ve insanlar arasında görünmez ama derin bir mesafe oluşur. Değişimin hızı, rekabet ve toplumsal baskıların arttığı bir dünyada güvensizlik artık yalnızca bireysel bir duygu değil, kolektif bir soruna dönüşmüştür. Bu durum sadece kişisel ilişkileri tehdit etmekle kalmaz; toplumsal dayanışmayı, iş birliğini ve hatta insan yaşamının genel anlamını da etkiler. Güvensizlik kavramını ele almak, aslında insan ilişkilerinin gizli yaralarını anlamaya ve şüpheyle dolu bir dünyada gü...

Kış, eşitsizliğin mevsimidir -Yazar:: Güya Aydin

Resim
  Kış, eşitsizliğin mevsimidir. Kış herkes için aynı değildir. Kimileri için huzurun, sessizliğin ve sıcak bir evin güvenliğinin zamanı iken, başkaları için hayatta kalmanın en zor sınavına dönüşür. Bu eşitsizlik soğuğun şiddetinde değil, onun nasıl deneyimlendiğinde gizlidir. Pencereden dışarı baktığımda içim rahat etmiyor. Pencere yalnızca camdan bir çerçeve değildir; iki dünya arasındaki sınırdır. Bir tarafta göreli güvenlik, sıcaklık ve konfor; diğer tarafta soğuk, evsizlik ve gecenin korkusu. Bu basit karşıtlık, insanın vicdanını sınar. Kış, yoksullar için en zor aydır; diğer mevsimlerden daha soğuk olduğu için değil, birikmiş yoksunlukları açığa çıkardığı için. Güvenli bir barınağın, sıcak giysilerin ya da ısınma imkânlarının yokluğu, soğuğu doğal bir olgudan felç edici bir acıya dönüştürür. Bu koşullarda yoksulluk artık yalnızca gelir eksikliği değildir; güvenliğin, sağlığın ve insan onurunun yitimi demektir. İnsanların kışın ihtiyaç duyduğu şey lüks ya da gösteriş değildir....