Bu içsel kederden yoruldum

 

Bu içsel kederden yoruldum

Yazar: Gouya Roshan (Güya Aydın)

Keder, insan deneyiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Hiçbir hayat kederden, kayıptan ya da umutsuzluktan tamamen arınmış değildir. Ancak günümüz dünyasında keder çoğu zaman görmezden gelinir ya da bir gülümseme ve sessizlik maskesinin arkasına gizlenir. Birçok insan kederini saklamayı tercih eder; bunu hissetmedikleri için değil, toplumsal baskılar ve dile getirilmeyen beklentiler yüzünden. İşte yorgunluk tam da burada başlar; kederin kendisinden bile daha derin bir yorgunluk.

Kederi gizlemek, kendini sürekli kontrol etmeyi gerektirir. İnsan gerçek duygularını ayarlamak, tepkilerini ölçmek ve hiçbir zayıflık belirtisi göstermemek için sürekli tetikte olmak zorunda kalır. Bu durum zamanla zihinsel enerjiyi tüketir. İfade edilmeyen keder; içsel gerilim, isteksizlik, kaygı ya da yalnızlık şeklinde ortaya çıkar. Böyle durumlarda kişi dışarıdan iyi görünebilir, ancak içinde derin bir boşluk hissi taşır.

Bu gizleme hali büyük ölçüde toplumdaki “güç” kavramından kaynaklanır. Güç çoğu zaman sessizlik, dayanmak ve şikâyet etmeden devam etmekle tanımlanır. Bu nedenle kederin ifade edilmesi bir yetersizlik ya da zayıflık göstergesi olarak görülür. Bu bakış açısı yalnızca bireye zarar vermez, aynı zamanda ilişkileri de yüzeyselleştirir. Keder bastırıldığında, empati yerini yargıya bırakır ve gerçek bağlar tekrarlanan nezaketlere indirgenir.

Ayrıca kederi ve üzüntüyü uzun süre gizlemek, kişinin kendisiyle olan ilişkisini de bozar. Duygularını sürekli inkâr eden biri, zamanla onları gerçekten anlamaktan uzaklaşır. Ne istediğini ya da neden tatminsizlik hissettiğini artık net olarak bilemeyebilir. Bu duygusal karmaşa, kişisel gelişim ve iç huzur için büyük bir engeldir.

Kederi ve üzüntüyü gizlemekten yorulmak, değişimin başlangıcı olabilir. Bu yorgunluk, artık bir rol oynamak istemediğinizi ve hayatınızda daha fazla sahicilik aradığınızı gösterir. Kederi kabul etmek, onun içinde kalmak ya da acıyı büyütmek anlamına gelmez. Bu, kendimizi daha iyi anlamak ve ilerlemek için daha sağlıklı bir yol bulmak adına bir fırsattır.

Sonuç olarak, daha sağlıklı bir toplum; herkesin kederi ve üzüntüsü hakkında yargılanma korkusu olmadan konuşabildiği bir toplum olacaktır. Keder duyulduğunda hafifler, kabul edildiğinde ise iyileşme imkânı doğar. Bazen kendimize ve başkalarına üzülmeye izin vermemiz ve bunu utanmadan ifade etmemiz gerekir. Kederimizi ve üzüntümüzü gizlemekten yorulmak, insan olmanın her şeyden önce duygularımıza karşı dürüst olmakla ilgili olduğunu bize hatırlatır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu’nun Binbir Yüzlü Adamı

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah