Bir Yıl Dayanan Ayakkabı Yazar: Gouya Roshan

 


Bir Yıl Dayanan Ayakkabı


İnsan, planlar ve düzenlemelerle yönlendirilen bir varlıktır. Günlük hayatımız “sonra”, “gelecek yıl”, “zamanı gelince” ve “ihtimale karşı” sözleriyle doludur. Geleceği garanti kabul ederiz; öyle ki onun için evler kurar, sigorta yaptırır ve sözler veririz. Ancak bütün bu kesinliklerin kenarında ölüm durur; olağanüstü bir olay olarak değil, soğuk bir gülümsemeyle bu manzaraya bakan değişmez bir gerçek olarak.

Ayakkabısını kunduracıya verip “Onu öyle tamir et ki bir yıl dayansın” diyen adamın görüntüsü, basit ama derin bir anlam taşır.

Bu ifade, insan zihninin özünü yansıtır: varlığını ve hayatta kalacağını doğal kabul eden bir zihin. Bu söz kibirden değil, alışkanlıktan doğar. Hayatı garanti saymaya alışmışızdır. Bedenimizi, giydiğimiz şeylerden daha dayanıklı sanmaya alışmışızdır. Oysa hayatın acı ironisi tam da burada gizlidir: Ayakkabı bir yıl dayanır, ama sahibi bir gün bile dayanamaz.

Bu anlatıda ölüm bağırmaz, tehdit etmez, uyarmaya çalışmaz. Sadece “gelir”. Ve bu kayıtsızlık, her şeyden daha korkutucudur. Biz plan yaparken, ölüm uygun anı beklemez; çünkü uygun an her zaman oradadır. Ölümün gülüşü alaycı bir gülüş değildir; anlayıştan doğan bir gülüştür: insanlığın zamana ne kadar güvendiğini ve kendi ölümünü ne kadar az düşündüğünü anladığı için.

Bu çelişki temel bir soruyu gündeme getirir: Eğer gelecek garanti değilse, plan yapmanın anlamı nedir? Cevap belki de planlamanın kendisinde değil, “nasıl” yapıldığında yatmaktadır. İnsanlar geleceği cehaletten değil, ruhsal olarak ayakta kalabilmek için inşa ederler. Ancak bu inşa, ölümü unutmakla birlikte yürüdüğünde bir yanılsamaya dönüşür. Bizi andan, anlamdan ve kendimize karşı dürüstlükten uzaklaştıran bir yanılsama.

Ölümü hatırlamak bizi felç etmemeli ya da hayattan koparmamalıdır; aksine bizi uyandırabilir. Bugün tamir ettiğimiz ayakkabının belki bir daha hiç giyilmeyeceğini bilerek, kelimelerimizi, sevgimizi, bağışlamamızı ve yaşamımızı daha bilinçli ve daha derin seçebiliriz. Belki de belirsiz bir yarına hazırlanmak için hayatımızı tüketmek yerine, bugünden yarına anlam katmalıyız.

Sonuçta bu hikâye ölüm hakkında değil, yaşam hakkındadır; kısa ve geçici olmasına rağmen, tam da bu yüzden düşünmeye, hissetmeye ve yaşamaya değer bir hayat hakkında. Ölüm güler, ama biz neye güleceğimize ve ne için yaşayacağımıza kendimiz karar veririz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu’nun Binbir Yüzlü Adamı

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah