Varlığın Suça Dönüştüğü An


 İşkence ve Hapisten, Aile İçinde İdama

Yazar: Gouya Roshan (Güya Aydın )

Bunları duyduklarıma dayanarak yazmıyorum; bedenle hafızanın bir olduğu, hafızanın yaraya dönüştüğü bir yerden yazıyorum.
Bu, bir rejimin politikasıdır; muhalifi tanımlayan, sınırlayan, kıran ve ortadan kaldıran bir politika. Tarih bu şiddeti bilir; dünya da bilir.
Acı ve suç niteliğindedir ama iktidar mantığı içinde tanınabilirdir: kontrol aracı olarak şiddet.

Ama bugün yaşananlar bu türden değildir.

Bir yürüyüş sırasında insanların öldürülmesi artık muhalefetin bastırılması değildir.
Bu, hükümetlerin aştığında toplumla ilişkilerini sonsuza dek değiştiren bir sınırın aşılmasıdır.
Burada artık “muhalifin durduğu yer” meselesi yoktur; bizzat halkın varlığı sorun hâline gelir.
İsimsiz bedenler, bayraksız sesler, insanların salt varoluşu varoluşsal bir tehdit olarak yorumlanır.
Ve bu yorum, gücün değil korkunun göstergesidir.

Bu ayrımı hafife alarak yapmıyorum. Hapishane ve işkenceyi yaşamış, ailesinde idam acısını tatmış biri şiddetin nasıl sınıflandırıldığını bilir.
Bir hükümetin, ne kadar zalim olursa olsun—hâlâ “yönettiği” anı da bilir… ne zaman yalnızca “hayatta kalmaya” çekildiğini de.
Bir yürüyüşte halka ateş açmak, hayatta kalma dilidir; meşruiyeti terk etmiş, yalnızca anı kurtarmak isteyen bir dil.

Bu hükümet kalabilir ya da gidebilir; bu metin bunu öngörmez.
Kayda geçirdiği şey ahlaki bir gerçektir: bu noktadan sonra kolektif hafıza başka bir evreye girer.
Bedeller artık sadece siyasi değildir; tarihsel hâle gelir.
İsimler, tarihler ve görüntüler… bugün cevapsız kalsalar bile, hafızadan silinmez.

İran’da değilim, ama kalbim yaralı halkla birlikte.
Bu dayanışma ne bir slogandır ne de eylemin yerine geçer; yalnızca normalleştirmeyi reddetmektir.
“Zaten hep böyleydi” demeyi reddetmektir. Hayır, her zaman böyle değildi.
Ve bu sınır her aşıldığında, toplumun içinde bir şey kırılmıştır; kolay kolay onarılamayan bir şey.

Kalem titriyorsa, bu zayıflıktan değil; hakikatin ağırlığındandır.
Bu satırları kimseyi ikna etmek için yazmıyorum.
Kayıt düşmek için yazıyorum.
Ki yarın, “Ne zaman bunun farklı olduğunu anladınız?” diye sorulduğunda, şunu söyleyebilelim: insanların sırf var oldukları için hedef alındığı gün.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu’nun Binbir Yüzlü Adamı

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah