İnsan Kalabilmek İçin İçsel Bir Sınır
İnsan Kalabilmek İçin İçsel Bir Sınır
Yazar: Gouya Roshan (Güya Aydın )
Yargılamanın ve aşağılamanın çok hızlı gerçekleştiği bir dünyada insan olmak zordur. Çoğumuz başkalarının kusurlarını öne çıkarır, kendi kusurlarımızı ise görmezden geliriz. Peki ya her yargıdan önce içimize baksaydık? Ya bize, kendi kusurlarımızın ve günahlarımızın herkesten daha büyük olabileceği hatırlatılsaydı?
Bu makale bir yaşam tarzının deneyimidir: yıllardır birlikte yaşadığım ve yolumu aydınlık tutan bir yöntem.
Yıllardır bir ortama girdiğimde, başkalarının kusurlarını düşünmeden önce kendime şunu söylerim: belki benim kusurlarım ve günahlarım herkesten daha büyüktür. Kendimi aşağılamak ya da korkudan değil; yargı, aşağılama ya da ayrımcılık denilen bir sınırı aşmamak için.
Bu içsel hatırlatma beni hayattan uzaklaştırmadı ya da umutsuzluğa sürüklemedi; aksine yolumu aydınlık tutan bir ışık oldu. Bu bakış açısıyla, başkalarıyla yargılamadan ya da üstünlük duygusuyla yaklaşmadan ilişki kurabildim ve aynı zamanda kendimi koruyabildim.
Çoğu insan kendi kusurlarını görmez ve başkalarının kusurlarını öne çıkarır; bu kötü niyetten ya da zayıflıktan değil, korkunun ve psikolojik korunmacılığın bir sonucudur. Ancak kendi kusurlarını görmek, kendini inkâr etmeden, en saf ahlaki pratiklerden biridir; kalbi aydınlatan ve zihni ayrımcılık ile aşağılamadan uzak tutan bir pratiktir. Başkalarını yargılamadan kendi kusurlarımızı görebilme yetisi, sakin, dürüst ve dengeli olmamıza olanak tanır.
Ben bu sınırı her zaman içselleştirdim: hata yapabileceğim için, başkalarının kusurlarını öne çıkarma ya da onları mahkûm etme hakkım yoktur. Bu korkudan doğan bir suskunluk da değildir, gösterişli bir alçakgönüllülük de; aksine yolu aydınlatan bir ahlaki pusuladır. Yargının ve aşağılamanın yaygınlaştığı bir dünyada böyle bir yaklaşım nadir ve değerlidir. Ve belki de en önemli nokta şudur: bu bakış açısı ne insanı izole eder ne de onu huzurdan mahrum bırakır; aksine hayatı dürüst, sade ve insani kılar. Başkalarının hatalarının üstünlük bahanesi haline geldiği bir dünyada, kendine özen göstermek ve yargıdan uzak durmak bir yaşam sanatı biçimidir. Bu yöntem basit görünebilir, ancak günlük pratik, öz farkındalık ve cesaret gerektirir. Sonuç, iyi kalan, başkalarına daha az zarar veren ve kendisiyle barış içinde yaşayan bir insandır.
Böyle bir sınırla yaşamak ne bir kısıtlamadır ne de bir yüktür; aksine özgürlüğün, dürüstlüğün ve insanlığın yoludur. Başkalarını yargılamadan önce kendi hatalarımızı gördüğümüzde, yalnızca başkalarına zarar vermekten kaçınmakla kalmaz, aynı zamanda kendimizi ahlaki bir güvenlik içinde tutarız. Bu yol, barışın ve iyiliğin yoludur; vicdanla, tevazu ile ve başkalarına saygıyla yaşamanın yolu, ve nihayetinde insan olmanın yolu tam olarak budur.

Yorumlar