Hayat bir savaş alanı değildir.
Hayat bir savaş alanı değildir.
Yazar: Gouya Roshan
(Güya Aydın )
Eskiden beri “hayat bir mücadeledir” denir;
yani insan zorluklara katlanmalı, umudunu kaybetmemeli, teslim olmamalı, pes etmemelidir.
Bu sözün anlamı, hayatta kalmak, ilerlemek ya da başkalarını yok etmek için savaşmak değildir. Ancak bu bakış açısı zamanla insanların zihnine yerleşmiş ve yaygın bir inanç hâline gelmiştir. Peki hayat gerçekten böyle midir? İnsanlar birbirleriyle savaşmak için mi dünyaya gelmiştir?
Birçok insan, benim gibi, hayatı hiçbir zaman bir savaş alanı olarak görmemiştir. Ben hatırladığım kadarıyla her zaman zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldım; fakat hiçbir zaman başkalarını ilerlemek için bir basamak olarak kullanmadım. Benim için hayat, yok etmekten ziyade anlamak, inşa etmek ve birlikte yaşamaktır.
Ne yazık ki bu düşünce biçimi birçok insanda farklı şekillerde yansımakta; kişiler arası ilişkilerde, eğitimde ve hatta aile içinde kendini göstermektedir. Hayat bir mücadele olarak görüldüğünde, insanlar birbirlerinin yoldaşı değil rakibi olur. Böyle bir ortamda insanlar birbirlerini desteklemek yerine, birbirlerini geçmeye çalışır. Bu noktada değerler silinir, insanlık acımasız rekabetin baskısı altında unutulur.
Ben, insanların ilerlemek için başkalarını bastırmaya ihtiyaç duymadığına inanıyorum. Gerçek gelişim, kişisel büyümenin başkalarına saygıyla birlikte olduğu zaman ortaya çıkar. Başkalarını küçümseyerek, eleyerek ya da onlara zarar vererek elde edilen başarı parlak görünebilir; ancak sonunda anlamsızdır. İnsanlar, başkalarını yok etmeden de yüceliğe ulaşabilir.
Hayat bir savaş alanından çok daha fazlasıdır; hayat birlikte yaşama alanıdır. Farklılıklarımıza, zayıflıklarımıza ve farklı görüşlerimize rağmen birlikte yaşamak zorundayız. Birlikte yaşamak, birbirimize karşı durmak değil; birbirimizle geçinmeyi öğrenmektir. Gerçek güç, başkalarını dışlamakta değil, onlarla birlikte yaşayabilmektedir.
Unutmamalıyız ki dünya herkes için yeterince büyüktür ve nimetleri herkese yetecek kadar boldur. Dünyadaki en büyük eksiklik kaynaklar değil, kalplerimizin cömertliğidir. İnsanlar biraz daha cömert olsaydı—ister maddi ister manevi anlamda—rekabet ve düşmanlığın yerini iş birliği ve barış alırdı.
Bu açıdan bakıldığında, erkeklik kavramı da anlam kazanır. Gerçek erkeklik zorbalık ve tahakküm değildir; sorumluluk, adalet ve özdenetimdir. Erkeklik, yıkım değil güç demektir; insanlığı feda etmeden ilerleyebilmektir.
Hayata bakış açımız değiştiğinde, dünya da değişir. Hayatı bir savaş alanı olarak görmekten vazgeçtiğimizde, kör rekabet yerini empatiye bırakır ve dışlama yerini saygıya. Sonuçta hayat, kazandığımız zaferlerin sayısıyla değil, insanlığımızla tanımlanır.

Yorumlar