Güven; herkesin konuştuğu ama çok az kişinin yaşadığı bir kavram

Güven; herkesin dilinde olan ama çok az kişinin yaşadığı bir kavram

Yazar: Goya Roshan (Güya Aydın )

İnsanlar arasındaki güvensizlik, bireysel deneyimlere, toplumsal yapılara ve tarihsel dönüşümlere dayanan karmaşık ve çok boyutlu bir olgudur. İnsan, sosyal bir varlık olarak başkalarıyla etkileşime girmek zorundadır; ancak bu etkileşimler çoğu zaman hayal kırıklıkları, ihanetler, yanlış anlamalar ya da eşitsizliklerle birlikte gelir ve zihinlerde ve kalplerde şüphe tohumları eker. İnsan ilişkilerinin temeli olan güven zedelendiğinde, bağlar zayıflar ve insanlar arasında görünmez ama derin bir mesafe oluşur. Değişimin hızı, rekabet ve toplumsal baskıların arttığı bir dünyada güvensizlik artık yalnızca bireysel bir duygu değil, kolektif bir soruna dönüşmüştür. Bu durum sadece kişisel ilişkileri tehdit etmekle kalmaz; toplumsal dayanışmayı, iş birliğini ve hatta insan yaşamının genel anlamını da etkiler. Güvensizlik kavramını ele almak, aslında insan ilişkilerinin gizli yaralarını anlamaya ve şüpheyle dolu bir dünyada güveni yeniden inşa etmenin yollarını aramaya yönelik bir çabadır.

Bütün bunlardan bağımsız olarak, insanların %90’ı güvensizlikten söz eder; ancak acı gerçek şudur ki, çoğu insanın kendisi güvenilir değildir. Bu, gülünç bir paradoks değil, trajik bir gerçektir. Günümüz dünyasında güven, bir bağlılık olmaktan çok bir beklenti hâline gelmiştir.

Herkes onu başkalarından bekler,
ama çok azı bedelini ödemeye razıdır.
Çoğu insan “dünyanın güvenilmezliğinden” şikâyet eder; fakat neredeyse hiç kimse kendine şu soruyu sormaz: Güç, çıkar, korku ya da seçim anlarında ben ne kadar güvenilir oldum?
Eğer hepimiz gerçekten güvenilir olsaydık, dünya bu kadar soğuk olmazdı; zulüm bu kadar yaygınlaşmaz, eşitsizlik bu denli ahlaki olarak meşrulaştırılmazdı.
Güven, doğru anlaşıldığında, güzel bir söz ya da bir duygu değildir.
Güven, cesur bir ahlaki duruştur.

Ancak çoğu insan güvensizliği kötülükten değil, ahlaksızlığın normalleştirilmesinden yeniden üretir. Yalan “çıkar” olur, ihanet “mecbur kaldım”a dönüşür, zulüm “koşullar”la açıklanır, adaletsizlik ise “gerçekçilik” diye adlandırılır. Sonra da aynı ellerle dünyanın güvensizliğinden yakınırlar.
Trajedi, insanların güvenilir olmaması değildir. Asıl trajedi, çoğunun güvenin ne anlama geldiğini bile bilmemesidir.

Böyle bir dünyada güvenden söz etmek bazen kolektif bir yalan gibi gelir. Dünyanın pek çok yerini dolaştım, ama güvenilir insanlara nadiren rastladım. Bunun nedeni iyi insanların olmaması değil; “güvenilir” bir insanın genellikle yalnız, yorgun, izole edilmiş ve dışlanmış olmasıdır—ve ne yazık ki pek az görülür.

Son söz: Dünya zeki ve başarılı insanlarla dolu; ancak en zor anlarda bile sadık kalabilenler nadirdir. Ve belki de onları bu kadar değerli kılan, dünyanın bütünüyle karanlığa gömülmesini engelleyen şey, tam olarak bu nadirliktir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu’nun Binbir Yüzlü Adamı

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah