Günümüz Maddiyatçı Dünyasında İnsan Değerinin Yeniden Düşünülmesi

Günümüz Maddiyatçı Dünyasında İnsan Değerinin Yeniden Düşünülmesi


Yazar: Gouya Roshan( Güya Aydın )


Günümüz toplumlarında para ve maddi varlıklar, bireylerin değerlendirilmesinde baskın ölçütler hâline gelmiştir. Servetin toplumsal bilinçte kazandığı bu merkezi konum, ahlak, dürüstlük, empati ve insani ilişkilerin niteliği gibi temel değerlerin ikincil plana itilmesine yol açmaktadır. Bu bağlamda, bireyler arası ilişkiler—özellikle aile ve dostluk bağları—giderek güven ve duygusal yakınlık temelinden uzaklaşarak, ekonomik statü ve dışsal göstergeler üzerinden şekillenmektedir. Bu eğilimin doğal sonucu olarak, maddi imkânları sınırlı olsa da düşünsel ve etik açıdan yetkin bireyler çoğu zaman görünmez kılınmaktadır.

Bu indirgemeci değer anlayışına karşılık, maddi sınırlılıklarına rağmen yaşamı derinlik, anlam ve estetik bütünlük içerisinde deneyimleyen bireyler de mevcuttur. Bu bireyler için yaşamın değeri “sahip olmak” üzerinden değil, “olmak” üzerinden tanımlanır. Sevme kapasitesi, etik davranış biçimleri ve maddi ölçütlerin ötesine geçen düşünsel perspektif, bu yaklaşımın temel bileşenleridir. Toplumsal hiyerarşi içerisinde marjinalleştirilmelerine rağmen, bu bireyler maddi karşılığı olmayan bir içsel sermayeye sahiptir.

Buna karşılık, ekonomik güç, sosyal statü ve görünür başarı göstergelerine sahip olan bazı bireylerin insani ilişkiler bağlamında duygusal yoksunluk yaşadığı gözlemlenmektedir. Bu durum, insan değerinin maddi birikimle değil; düşünce yapısı, duygusal derinlik ve davranışsal tutarlılıkla belirlendiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. İnsanları yalnızca maddi kriterler üzerinden değerlendirmek, sosyal ilişkileri yüzeyselleştirmekte ve bireylerde yabancılaşma, değersizlik ve duygusal kopukluk hissini artırmaktadır.

Toplumsal değer sisteminin merkezine zenginliği yerleştiren yapılar, çoğu zaman etik ilkelere bağlı ve dürüst bireyleri sistemin periferisine itmektedir. Bu durum, söz konusu bireylerde yaşam yönelimlerine dair bir belirsizlik yaratabilse de, onların özsel değerini zedelemez. Aksine, bu tablo toplumsal bilinç ve kolektif değer üretimindeki yapısal sorunları görünür kılar. İnsanlık değeri, tanınmasa dahi varlığını sürdürür.

Bununla birlikte, yaşamını sevgi, etik sorumluluk ve bilinç temelinde inşa eden bireylerin varlığı, toplumsal umut açısından belirleyicidir. Gösterişten uzak fakat etkisi derin olan bu bireyler, toplumun görünmez taşıyıcı unsurlarıdır. Değer ölçütlerinin maddi statüden etik tutarlılık, vicdan ve insani sorumluluğa kaydırılması, daha sağlam sosyal ilişkilerin ve daha sağlıklı bir toplumsal yapının oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

Sonuç olarak, her ne kadar çağdaş dünya artan bir biçimde maddiyatçı bir karakter sergilese de, insanın gerçek değeri hâlen eylemlerinde, ahlaki tutumunda ve insani ilişkilerindeki niteliğinde temellenmektedir. Sayıca az olsalar dahi, etik duyarlılığa sahip bireyler insanlığın sürekliliğine dair en güçlü umudu temsil etmekte ve yaşamın anlamının maddi göstergelerin ötesinde olduğunu hatırlatmaktadır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu’nun Binbir Yüzlü Adamı

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah