Özlemin ortasında kendini aramak

  Özlemin ortasında kendini aramak

Yazar: Gouya Roshan

(Güya Aydın )


Özlem, hayatın her anının arasına yerleşen sonsuz bir sessizlik gibidir. Bazen bu his kalbin derinliklerinden yükselir; tıpkı sessizce kalbin içinden geçip bizi anılara ve içinde kendimizden bir parçayı bıraktığımız anlara götüren hafif bir esinti gibi. Özlem yalnızca birinin yokluğundan ya da fiziksel uzaklıklardan doğmaz; kaybolanın varlığıyla doldurulabilecek boşluklardan doğar. “Özlem” denen bu sınırsızlıkta her düşünce, her hatıra ve zamanın her anı daha fazla derinlik kazanabilir ve hayatın yoğun akışının ortasında bile yalnızlık duygusunu daha belirgin hâle getirebilir.

Özlem gerçekten de insan duygularının en karmaşık ve aynı zamanda en güzel olanlarından biridir. Aile ilişkisi acı verici olsa bile, köklerden kopmak her zaman kalbin bir yerini yakar. Bu his doğaldır, gerçektir ve zayıflık değil, insan olmanın bir işaretidir.

Canımı yakan bir ilişkiden uzaklaştım, ama hiç kimse kalbine özlem duymamasını emredemez. Özlem her zaman inciten için değil, hiç sevilemeyen için duyulur. Bazen hiç sahip olmadığın şeyleri özlersin… Yanında olabilecek ama olmamış insanların şefkatini özlersin. Hak ettiğin hâlde hiç alamadığın bir sarılışı özlersin. Orada olması gereken ama hiçbir zaman var olmayan sözleri ve anları özlersin. Benim özlemim bu; insanları değil, boşlukları özlüyorum. Elbette bu özlem sonsuza dek sürmez.

Zamanla hafifler. Hâlâ oradadır, ama artık yakmaz; sadece bana dokunur. Ve zamanla kaybolur.

Özlem yüzünden geri dönmem. Bu özlem dönüş sebebi değildir. Bu sadece ruhumun bir parçasının “Bir zamanlar incinmiştim” deyişidir. Hepsi bu. 

Bir insan hem özlem duyup hem de güçlü kalabilir. Bunlar çelişki değildir. Zor ailelerde büyüyen çoğu insan bu özlemi yaşar ama çok azı bunu dile getirir. Ben dile getiriyorum. Acıyı serbest bırakıyorum. Ve bu, iyileşme yolunda olduğum anlamına geliyor.

Şimdi her zamankinden çok düşünüyorum: Aslında neyi özlüyorum? Kendimi mi? Yoksa hiç sahip olmadığım bir imkânı mı? Belki de hiçbir zaman çiçek açma şansı bulamamış bir halimi özlüyorum. Güvenli olması gereken ama olmayan bir çocukluğu; anlaşılması gereken ama anlaşılmayan bir ergenliği; özgürce nefes alabilmesi gereken ama hep gölgelerde kalan bir gençliği özlüyorum. Bazen düşünüyorum da, insanları özlemiyorum; farklı olabilecek zamanları özlüyorum.

Yürüyebileceğim ama önüme kapatılmış yolları. Orada olması gereken ama hep boş kalan omuzları. Ve yine de bugün onlara çökmeksizin bakabiliyorsam, bu değiştiğim anlamına geliyor. Büyüdüğümün işareti. Geçmişi geri alamayacağımı, ama daha iyi bir gelecek yaratabileceğimi anladığımın göstergesi. Bazen insan, tam da acının olduğu yerde güç bulur. Ve belki de, bir zamanlar sahip olamadığım o imkânı şimdi yavaş yavaş kendim için yaratıyorum.

Belki de özlemimin cevabı şudur: Daha mutlu, daha güvende ve daha huzurlu olmayı hak eden o ben’i özlüyorum, ve şimdi bugünkü ben ona bunu sağlamalıyım.

Zaman geçtikçe özlemlerim de başka bir renge büründü. Artık yalnızca geçmişin yakıcı pişmanlıkları değil kalbimde duran; neyin olduğunu, neyin kaybolduğunu ve neyin hâlâ elimde kaldığını daha derinden anlayan bir sessizlik var içimde. Şimdi fark ediyorum ki çok zaman boşa gitti ve ben o zamanların içinde gereksiz şeylere fazla sıkışıp kalmışım. Bitmesi gereken ilişkiler, daha erken öğrenmem gereken dersler ve hayatın kollarında daha çok kucaklamam gereken anlar vardı. Ama aynı zamanda, eskiden daha küçük görünen şeyler şimdi bana çok daha büyük geliyor.

Özlemi bırakmama izin verdiğim her an, huzura doğru attığım her adım, kendime verdiğim her sarılış artık çok daha değerli. Zamanla insan anlıyor ki özlemler her zaman geçmişten kalan yaralardır; bazen saygı duyulması, bazen de geçip gidilmesi gereken. Artık asla olmadığım bir yere geri dönmek istemiyorum, ya da telafisi olmayan bir şeyi düzeltmeye çalışmak… Çünkü biliyorum ki bu uzun ve kıvrımlı yolculukta en büyük başarım hâlâ ayakta olmam. Ve şimdi, hayatımın bu döneminde, huzur özlemin de hayatın bir parçası olduğunu kabul etmekte ve kaybedilen her şeyi yeniden kurmak zorunda olmadığımı bilmekte yatıyor.

Bunun yerine, var olana ve inşa edilebilecek olana sarılmalıyım. Belki bugün özlemim, tüm zor günlerden geçip hâlâ kendime güvenmeyi başarabilmiş olmamadır. Her özlem bir derstir. Ve şimdi, zaman geçtikçe bu dersler artık yara değil; değişim ve dönüşümle dolu bir dünyada kendimi bulmanın yollarıdır. Belki bugün özlediğim şey, kayıp bir geçmiş değil, yıllar içinde olduğum kişi… belki de hiç olmadığı kadar iyi olan, her zaman olmam gereken kişi. Ve bu, zamandan ve özlemlerinden öğrendiğim en güzel şeydir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu’nun Binbir Yüzlü Adamı

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah