Kendime Dönüşün Sessiz Hikâyesi

 Kendime Dönüşün ,Sessiz Hikâyesi!

Yazar: Gouya Roshan(Güya Aydın )

Dünyanın benim için bir sığınak, sevgi ve huzur yeri olması gerekirken; yıllardır yaralarla dolu bir toprak parçasına benzemesinden yoruldum.
Şefkatin nadir bulunduğu, insanların bazen farkına bile varmadan sert sözleri ya da kayıtsız bakışlarıyla birbirini incittiği bir dünya…

İtiraf etmeliyim ki ben de bu gerçeklikten yoruldum.
Ailemin en yakın üyelerinin yanında güven ve huzur hissetmek istediğim her seferinde içimde bir şey titriyor, susuyor ya da kırılıyordu.

Nerede başladığını tam olarak bilmiyorum.
Belki çocukluğumdaydı; neden davranışlarıma bu kadar dikkat etmek zorunda olduğumu anlamadığım zamanlarda…
Belki duygularımı sahiplenen biri olmadığı için…
Belki de kalbim açıldığında, karşılık görmeden birine uzandığında ve hayal ettiğim o sıcak kucak soğuk bir duvara dönüştüğünde…
Ya da bağlı olduğum bir ilişkiyi sürdürebilmek için savaşmak, susmak, geri çekilmek ve varlığımın hep “fazla” olduğunu hissetmek zorunda kaldığımda…

Sevdiklerime yaklaşmaya her çalıştığımda, ruhumun derinliklerinde bir şey sessizleşiyordu; sanki huzurumun bir parçası onların gürültüsüne dayanamıyordu.
Doğuştan şefkatli, duygulu, yaratıcı ve anlayışlı olan ben, yavaş yavaş kaygılı, tepkisel ve uzak biri oldum.
Artık ben değildim — ne bir zamanlar tanıdığım o narin ruh, ne de olmak istediğim kişi…

Yıllarca sustum, dayanıp içimde savaştım.
Sorunun bende olduğunu düşündüm; belki biraz daha sabredersem her şey düzelir sandım.
Daha az konuşursam, daha az kızarsam, daha az hayal kurarsam… belki huzur gelir diye umdum.

Ama gelmedi.
Her konuştuğumda, kendimi ifade etmeye çalıştığımda içten ya da dıştan bir ses beni reddetti.
Ailem tarafından kabul edilmek için kendimi küçültmek, hatta yok saymak zorundaymışım gibi hissettim.

Acımı saklamayı, mücadelelerimi anlatmamayı, bana ait olmayan bir rolü oynamayı öğrendim — sadece ilişkilerimin dağılmaması için.
Ama bunun bedeli çok ağırdı.
İç huzurum parçalandı; kişiliğim yanlış anlamalar ve tekrar eden kırgınlıklar altında yıprandı.
Onlara yaklaştıkça kendimden uzaklaştım; en garip yalnızlık, “yakın” olması gereken insanların yanında hissedilen yalnızlıktır.
Bu yalnızlık ruhu ağır bir sessizliğe gömer.

Bazen düşünüyorum:
İçimdeki yorgun ve tükenmiş kişinin bugünkü hâli kimsenin suçu değil belki de.
Bu, yıllarca sıcaklıksız, dar, konuşulmamış ve görülmemiş bir ortamda nefes almaya çalışan bir ruhun doğal tepkisi.
Sürekli gölgede kalan bir çiçeğin solması gibi… değersiz olduğu için değil, yeterince ışık görmediği için.

Ben o gölgede kalmış çiçeğim;
Solmuş değil, sadece zayıf, yaralı ve taze bir nefes bekleyen…

Sonra bir gün, belki de yorgunluğumun doruğunda, artık devam edemeyeceğimi fark ettim.
Her kalmaya çalıştığımda ruhumun bir parçasının sustuğunu anladım.
Aynı döngüleri tekrarlamanın beni kendimden daha da uzaklaştırdığını gördüm.
Hiçbir ilişkinin — en kıymetlisi bile — öz saygımı ve iç huzurumu kaybetmeye değmeyeceğini anladım.

Ve uzaklaşmaya karar verdim.

Ne öfkeyle,
ne nefretle,
ne de birini cezalandırmak için…

Uzaklaşmayı seçtim çünkü yara açmadan kalmanın bir yolu kalmamıştı.
Kendimi yeniden keşfetmek istedim — yıllardır acının, yanlış anlamaların ve dayatılan rollerin altında gömülü kalan o sakin, şefkatli, canlı ve dürüst beni…

Mesafe her zaman bir kesik değildir; bazen bir tedavidir.

Bazen mesafe, boğulan bir ruhun son çığlığıdır.

Mesafe demek:
“Bir süre senden uzak kalmam gerekse bile, kendime dönmek istiyorum.” demektir.

Evet, bazen uzaklaşmak en kötü seçim değildir.
Bazen kendine dönüşün tek yoludur.
Bazen tek kurtuluş yolu budur — yaranın yavaşça iyileşmesine izin vermek, içimizdeki sese yer açmak ve hayatın güvenli bir yerde yeniden başlamasına fırsat tanımak…

Ve şimdi biliyorum ki:

Birini sevebilmek için önce kendimi kurtarmalıyım.
O sakin ruhun yeniden içimden doğabilmesi için, onun sessizlikte, uzaklıkta ve özgür bir nefeste uyanmasına izin vermeliyim.

Yorgunum… ama hâlâ umudum var.

Ve bu umut, geri dönüşümün başlangıcıdır..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu’nun Binbir Yüzlü Adamı

Tanıma mı, Yoksa Kanlı Elleri Yıkamak mı?

Libya’nın Kaddafi Dönemi; Batı için Katlanılmaz Bir Refah